Ergenekon Çocukları

Mart 22, 2008
Perihan MağdenPerihan Mağdenİlhan Selçuk’un sabaha karşı götürülüp evinden gözaltına alınması, Çocukluk Hastalığınızın gözaltına alınması gibi bir şey.
Artık koca bi insansınız. Çocukluk hastalıklarınızı ne ister, ne hatırlarsınız.
Ama yine de çocukluğunuzun hastalıkları da size aittir. Bi tuhaf hissedersiniz kendinizi.
Elinizde olmadan üzgün- hissedersiniz.
Kaç yıl boyunca ‘dindarca’ Cumhuriyet okudum, İlhan Selçuk okudum- hatırlamıyorum. Çok yıl boyunca. Çok dindarca.
Yatılı okuduğum liseden eve döndüğümde, annemin biriktirdiği Cumhuriyet gazetelerinin tamamını okuyabilmek için, bazen cumartesi ya da pazarları evden dışarı çıkmazdım. Tahayyül edin!
Sonra tabii sonsuz bir yabancılaşmayla bakar oldum İlhan Selçuk’un fotoğraflarına/yazılarına. Bi zamanlar yazılarına taptığım adam BU MUYDU? ESASINDA?
İnternette flaşlanmışsa yazıları, dayanmışsa göz hizama yani okuyor; dehşet içinde kalıyordum. Gazetesinin baş köşesinden başkumandanlıyordu Sivil-Askeri Elit’i. Kemalizm Dini’nin fanatik neferlerini vaiz vaiz vaazlıyordu.
Doğru iplerin nasıl çekilmesini göstermekle yükümlü 1 KuklaOynatıcısı gibiydi: Kuklaların Zihinsel ve Moral Efendisi.
Ve fakat HİÇ KİMSE sabaha karşı baskınlarla evinden alınsın istemem. HİÇ kimsenin evi talan edilsin istemem. Benim çocukluk evim birkaç kez polis baskınına maruz kaldı. Al sana: hiç kabuklanmayan Çocukluk Yaraları.
Böyle dalgındalgın üzgünüzgün dolaşırken internette SAYGI ÖZTÜRK’ün ÇOK ÖZEL 1 haberiyle karşılaşıyorum Hürriyet’in internet sitesinde. Haber şöyle:
“2001 yılında evine yapılan baskında, bilgisayar kayıtlarında çok özel bir belge bulundu ERGENEKON LOBİ ÖRGÜTLENMESİ (GİZLİ).
Ümraniye baskınında Astsubay Oktay Yıldırım’ın bilgisayarında da aynı belge (yıllar sonra) polisin karşısına çıktı.
Danıştay saldırısında adı geçen Muzaffer Tekin’in evinde de aynı belgeye ulaşıldı.”
İşte ilk kez 2001′de bilgisayarında bu belgeyi patlatan/yakalatan kişinin ismi: Tuncay Güney.
Saygı Öztürk araştırıyor- bakıyor Kİ: Vakti zamanında Fethullah Gülen’in Samanyolu televizyonunda ‘talk şov’ yapmaktaymış bu şahıs.
Şimdi ise -sıkı durun- Toronto’da bir sinagogta haham!
Böylece Asker+Tarikat+Haham ve hatta natürel olarak MOSSAD bileşkesine dikkâtlerimizi çekiyor Saygı Öztürk.
‘Ergenekon’ yapılanmasının adını ilk işaret edenin Erol Mütercimler olduğunu bildiğimden ‘Erol Mütercimler-Ergenekon’ giriyorum bilgisayara.
Can Dündar’ın 28 Ocak tarihli yazısı çıkıyor. Ondan alıntılıyorum: (Yüksek izniyle.) “Bu ismi ilk kez 12 Mart’ta ihtilalci deniz subayı Erol Mütercimler, Tümgeneral Memduh Ünlütürk’ten duymuştu. Şöyle demişti Ünlütürk ‘Ergenekon, hükümetlerin de Genelkurmay’ın da bürokrasinin de üzerinde bir örgüttür. 27 Mayıs’tan sonra CIA, Pentagon tarafından kurdurulmuştur. Özellikle Amerika’da kontrgerilla eğitimi almış, kurslardan geçmiş generallerin bir bölümü ‘VATANI KURTARIYORUZ’ düşüncesiyle bu örgütte yer alırlar.
Mütercimler de demişti ki bize: ‘Bunun üzerine ben Ergenekon’u araştırdım. Gördüm ki içinde subaylar, emniyetçiler, profesörler, gazeteciler, işadamları, sıradan insanlar var. Bugün çeteler dediğimiz küçük birimler, Ergenekon denilen üst örgüt tarafından kullanılan tetikçiler.’”
ÜST NE KADAR ÜST? Bu kepçe (iş makinesinin kepçesi) nereye kadar sallanacak? Boruları patlatmadan ya da boruları patlatmaktan korkmadan Makine Operatörü, üstüne düşeni yapabilecek mi?
Sonra; Ecevit’in bu oluşumun ‘Özel Harp Dairesi’ içinde örgütlendiğini saptadığını, ama üstüne gitmeye siyasi ömrünün yetmediğini yazıyor Dündar.
Dündar’ın Ecevitler’e saygısı, hürmeti malum. Bence siyasi duruşu ya da cesareti de yetmezdi Değerli Ecevit’in Türk Gladiosu’nun üstüne gitmeye.
Sonra şey törenine işaret ediyor Dündar. Artık emir neferi olarak konumlayabileceğimiz Veli Küçük’ün ÖZTÜRKLER COM’un açılışında sarf ettiği “Asil Türk milletinin yolu, Ergenekon’dan geçecek” lafına.
Aa! emir-komuta zincirinin halkası olarak emir mafyası diyebileceğimiz Sedat Peker’in onu bunu tehdit sitesi! Hani gözaltına alınıp bırakılan Akşam köşecisi Güler Kömürcü’nün ‘Seni ben salonda sevdim’ lafıyla ölümsüzleştirdiği Sedat Peker’in.
Ergenekon adlı VatanKurtaranlar Çetesi de Büyük Amerika’nın (Hizbullah/Taliban gibi) 1 Laboratuvar Kazası mı yani? Bir elden kaçma hali?
Kendini en Anti-Amerikancı sananlar, köklerindeki MADE IN USA damgasından kurtulamayacaklar mı? Bu dünyada yazgı- bu mu?
Ve MOSSADsız düğün, pardon, düğüm bu dünya yüzünde olmaz mı? Olamaz mı?
Haham Parmağı şart mı?
Ne çok soru. Ne çok Ergenekon.
Vatanı kurtarmaya yeminlilere “Bırakın artık; yettiniz gayrı. Dağınık kalsın” diyerek bitiriyorum.
Ve topyekûn hepsinden: (hangi ülke imalatı belirsiz) Vatan Kurtaranlar’dan kurtulacağımız günlerin tez elden gelmesini, diliyorum.
Bu çorabı ya sökeceğiz tamamen. Ya da başımıza ördükleri VatanKurtaran çoraptan havasız, gideceğiz.
Ya herrü. Ya merrü- dediklerinden yani.

Ayetle cevap verdi

Mart 16, 2008
Ayetle cevap verdi
Başbakan, isim vermeden, kapatma davasını açan başsavcıyı eleştirdi. FOTOĞRAF: ŞENOL ÇAKIR / DHA

‘Bu adım milli iradeye yönelik, hukuki meşruiyeti de yok’ diyen Erdoğan, en ağır yanıtı ayetle verdi: Kulakları vardır duymazlar, gözleri vardır görmezler…

NAZİF İFLAZOĞLU

SİİRT/BATMAN - Başbakan Tayyip Erdoğan, partisi hakkında açılan kapatma davasına tepki gösterirken, Kuran’dan alıntı yaptı. Siirt’te dava için “Milli iradeye yönelik bir adım” diyen Erdoğan Batman’da Araf suresinin “Bazı insanlar vardır, kulakları vardır duymazlar, gözleri vardır görmezler, dilleri vardır gerçekleri konuşamazlar” ibarelerini okudu. “Onlar hayvanlar gibidir” kısmını okumadı.
Erdoğan’ın dünkü ilk durağı Siirt’ti. Havaalanından partisinin Kadın Kolları İl Kongresi’nin yapıldığı 14 Eylül Kapalı Spor Salonu’na tezahürat ve sloganlarla gelen Erdoğan özetle şöyle konuştu:

Siirt’in anlamı: Bugün Başbakanlık’ta beşinci yılım. Bu çok anlamlı. Siirtimiz de çok anlamlı bir şehir. Hep öyle anlamlı günlerde Siirt’te oluyoruz. Bugün de öyle oldu. Bir başka anlamlı gelişme de dün (önceki gün) akşam başladı. Bu ülkede kimse 16 milyon 500 bin seçmenin demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletine sahip olduğuna inanarak oy verdiği AKP’ye laikliğe aykırılığın odağı diyemez.

Millete karşı: Dünkü olay AKP’ye yönelik atılmış bir adım değildir. Milli iradeye yönelik atılmış bir adımdır. Ülkemizde herkes başarıya gidecekse demokrasi içinde gideceğiz. Başarılı olamayacaksa millet onu yine sandıkta alacak.

Yürüyeceğiz: AKP, Ahmet’in, Mehmet’in kişisel çıkarları için kurulmadı. Kurma kararını millet verdi. Hiçbir zümrenin, çıkar çevresinin partisi, iktidarı olmadık. Yola çıkarken tıpkı Âşık Veysel gibi ‘Uzun ince bir yoldayız, gidiyoruz gündüz gece’ dedik. Bu yoldan bizi kimsenin almaya gücü yetmeyecek.

Güneş balçıkla sıvanmaz: Toplumun her kesiminin oyunu alan tek partiyiz. Laik, demokratik, sosyal hukuk devletini kuran Türkiye’nin karakterini ortaya koyan tek partiyiz. Bizim bu yapımızı gölgeleme gayretleri boşunadır. Bunlar tutmaz. Güneş balçıkla sıvanmaz.

Vebalini taşırlar: Demokratik dönüşüme ayak uyduramayanlar, çok görenler olabilir. Biz demok-ratik yürüyüşümüze aynı kararlılıkla heyecanla devam edeceğiz. Herkes millet ve devlet menfaati konusunda sorumluluk bilincine sahip olmak durumundadır. Türkiye’nin demokratik saygınlığına gölge düşürenler, siyasi ve ekonomik istikrarını gözü kapalı tehlikeye atanlar, bunun vebalini de taşıyacaklardır. Bu millet ne badireler atlattı. Demokratik kazanımlar için ne bedeller ödedi. Ekonomik enkazların altından kalkarak bugünlere geldi. Bu millete böyle bir haksızlığı kimse reva göremez. Millet iradesinin karşısına yine millet iradesini kullanan yargı kurumu çıkarılamaz. Millet iradesini hiçe sayarak hukuk tesis edilemez. Bu talihsiz girişimin, hukuki zemininin olmadığı gibi millet vicdanında da hiçbir meşruiyeti yoktur. Milletimizi hiç layık olmadığı halde böyle bir garabetle, ayıpla karşı karşıya bırakanlar, bunun utancını yaşamaktan kurtulamayacaklardır.

Büyük sorumsuzluk: 22 Temmuz’da verdiğiniz temsil yetkisine sonuna kadar sahip çıkacağız. Elde edilen kazanımlarla, güven ve istikrarın zedelenmesine izin vermeyeceğiz. Biz Türkiye’yi Atatürk’ün koyduğu muasır medeniyet hedefine ulaştırmak için gece gündüz çalışalım, birileri çıksın, milletimizin kazanımlarını bir çırpıda heba etsin. Bundan büyük sorumsuzluk olamaz. Türkiye demokrasi yürüyüşünü, ahlak ve özgürlükleri geliştirme yürüyüşünü sürdürecek.

Demokrasi dışı yöntemler: Türkiye’nin kaybedeceği bir siyasetin kazananı olmaz. Kim bu ülkeyi huzursuz ederek, istikrarına gölge düşürmeye çalışarak kendine fayda sağlayacağına inanıyorsa gaflettedir. Demokrasi fikrini içine sindiremeyenlere demokrasi dışı yöntemlere tevessül edenlere asla prim vermeyeceğiz. Artık demokrasi Türkiye’nin ‘Olsa da olur, olmasa da olur’ değil, ‘olmazsa olmazıdır’ Bunu böyle bilin. Bu ülkenin rotasının karanlıklara çevrilmesine asla izin vermeyeceğiz. Güzel günler yakındır, hiç endişe etmeyin.
Gençlik kongresinde ayet
Siirt’ten sonra Batman’a geçen Başbakan Erdoğan, AKP İl Gençlik Kongresi’ne katıldı. Erdoğan burada yaptığı konuşmada sloganlarla sözünün kesilmesi üzerine, “Gerek yok” dedi ve Araf Suresi’nden alıntı yaparak, “Bazı insanlar vardır kulakları vardır duymazlar, gözleri vardır görmezler, dilleri vardır gerçekleri konuşamazlar” diye konuştu. Erdoğan, surenin “İşte onlar hayvanlar gibidir; hatta daha da şaşkındırlar. İşte asıl gafiller onlardır” kısmını okumadı.


Eylemci işçiler coplandı
Erdoğan’ın, Fenerbahçeliliğine vurgu yapmak için ‘Senin için Fenerbahçeli olduk’ pankartının da açıldığı Siirt gezisinde, kulüp başkanı Aziz Yıldırım da vardı.
Siirt’teki kongrede konuşan AKP Kadın Kolları Başkanı Fatma Şahin “Size söz veriyoruz Başbakanım, çocuklarımıza nasıl bakacaksak, davamıza da öyle sahip çıkacağız. Gövdemizi bile bu yola koymaya hazırız” dedi.
Erdoğan, Batman Atatürk Spor Salonu’na giderken, TPAO’dan iki yıl önce işten çıkarılan 100 kadar işçi yolu kesti. “Hakkımızı istiyoruz. Ekmeğimiz için buradayız” diye bağıran işçileri polis cop kullanarak dağıttı


‘Çözüm federal sisteme geçmek’

Mart 11, 2008

'Çözüm federal sisteme geçmek'
Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Kuzey Irak’a yaptığı kara harekâtına DTP’nin protestosu sürüyor. Muş’ta önceki gün basın açıklaması yapan DTP’liler ‘Yeter artık’ anlamına gelen ‘Edi bese’ pankartı açtı.

Şükrü Gülmüş: Talep toprak. Varlığı yok sayılan bir halkın demokrasi talebi olmaz. Recep Maraşlı: Kürtler kabul edilmeli. İbrahim Güçlü: Eşit haklar. Nurettin Yılmaz: DTP’yle diyalog kurulmalı. Haşim Haşimi: Şiddetsiz çözüm

ERTUĞRUL MAVİOĞLU

Yılmaz: Devlet ‘ayrılıkçı’ fobisinden kurtulmalı
Yılmaz: Silahlar susmalı.
Nurettin Yılmaz (Eski Mardin Milletvekili): Lozan görüşmelerinde İsmet Paşa, İngiltere Heyeti Başkanı Lloyd George’un Kürtlerle ilgili yabancı bir devletin himayesinde Doğuda bir Kürt devletinin kurulması ile ilgili önerisine karşılık, “Kürtler yabancı bir devletin himayesinde bir Kürt devletini kabul etmeyecek kadar asil bir millettir” deyişiyle, Kürtlerin asırlardır birlikte oldukları Türk kardeşlerinden ayrılmak istemediklerini kanıtlamıştır. Bugün de Kürtler Türk kardeşlerinden ayrılmayı asla arzu etmezler.
Bu nedenle devletin Kürt ayrılıkçı fobisinden kendini kurtarması gerekir. Tüm yetkililer, ‘Kürt kökenli vatandaşlar’dan övünerek bahsediyorlar ama kabul edilen milyonlarca Kürt halkının rüyalarında bile konuştukları anadilleri olan Kürtçe’nin eğitim dili olarak kabul etmeyerek asimilasyon politikası güdüyor. Ret, inkâr ve asimilasyon politikasına son verilmeli. Kıbrıs ve Kerkük’teki 100-200 bin Türk kardeşlerimiz için savaşan ve tekrar savaşmayı bile göze almış Türkiye, 15 milyondan fazla Kürt vatandaşlarının demokratik hakları için aynı duyguları ve adımları atmaya cesaret etmesi gerek. Türkiye Avrupa Birliği’ne girmekte samimiyse, örneğin 3 uluslu Belçika’da, meclisi ve hükümeti bile olan 500 - 600 bin nüfuslu Germanik halkın sahip oldukları hakları değil, Kürtlerin sadece kimlik ve kültürel hakları talep etmeleri, masum bir hak talebi değil mi?
Barış sürecinin gerçekleşmesi için silahların susması gerekir. Hükümet sivil toplum örgütleriyle yol haritası oluşturmalı. Hükümetin yetkili ağızlardan Kürt sorununun belli bir çözüm arzu ve niyetlerinin samimi bir iradeyle belirtilmesi. DTP ile diyaloğun kurulması. Dağdakilerin topluma kazandırılması için gerekli yasal düzenlemelerin yapılması. Bu isteklerin tümü her vatandaşın devletten haklı olarak istedikleri yasal,demokratik evrensel haklardır. Devletinde vatandaşına lütfettiği bir ikram değil, bir sorumluluk.

* * * * *

Haşimi: Sadece ekonomik önlemler sorunu çözmez
Haşimi: Siyasi af kaçınılmaz.
Haşim Haşimi (Eski Refah Partisi Milletvekili): Yirmi yıl önceki basına bakarsak, bugün birçok insanın söylediği şeyleri o gün de söylediğini görürüz. Demek ki yirmi yıldır papağan gibi aynı şeyleri söyleyip duruyoruz, bir arpa boyu yol almış değiliz. Devletin soruna asayiş gözüyle bakma anlayışı iflas etmiştir. Cumhuriyet’in kurulmasıyla beraber Kürt nüfus çok geniş ve üç ülkeyi kapsadığı için, ‘haklarını verirsek ayrılırlar’ denildi. Şimdi de soruna güvenlik olarak bakılıyor. Gelinen aşamada Ortadoğu’da dengeler değişti. Biz artık Kürt meselesini Türkiye’nin iç dinamikleriyle çözemeyiz. Bütün Ortadoğu’yu düşünmeliyiz. Bu konuda inisiyatif Türkiye’de olursa daha akılcı olur.
Meselenin sadece bir yüzü yok; ekonomik, siyasi, toplumsal vs. yönleri var. Hem Ortadoğu içinde hem Türkiye içinde bir çok güç dengesi var. Sadece ekonomik açılımlarla yetinmek bu sorunu çözmeyecek. Ya da sadece Türkiye içerisinde Kürt meselesini çözüp Irak’taki Kürtlerle gerilime girmek kalıcı bir çözüm getirmeyecek. Onun için acil çözüm lazım, kalıcı çözüm arkasından belki gelir. Acil çözüm olarak, silahları susturacak, etkisini azaltacak tüm düzenlemeler yapılmalı. Siyasi bir af bugün kaçınılmaz hale gelmiştir. Görüyoruz, devlet onca risk ve masrafla operasyon yapıyor. Gerçi bu operasyonların siyasi, psikolojik sonuçları elbette olacaktır. Ama sonuçta Türkiye karşıtı cepheyi de büyütecek. Irak, İran, Suriye’deki Kürtleri karşısına alacak. Bu operasyonların başarıya ulaşabilmesi için af gibi bir düzenleme ile bunun desteklenmesi lazım. Devlet elbet kendini koruyacak. Geçmişte, ’silahlar varken adım atamayız’ denildi. Ama pekâlâ 2002′den sonra çatışma süreci yaşanırken hükümet 2003′ten sonra bir çok açılımları yaptı.
Şiddeti içermediği sürece herkes somut olarak düşüncelerini ortaya koymalı. Sorulması gereken soru bence şu; on yıl, yirmi yıl sonra nasıl bir Türkiye’de yaşamak istiyoruz? Sorunu çözersek ülke nereye gidecek? Bunu düşünebilirsek daha iyi adımlar atabiliriz.

* * * * *

Gülmüş: ’Kürd’ ile ‘istan’ etle tırnak gibi
Gülmüş: Sorunu yaratan Türk.
Şükrü Gülmüş (Nasname editörü): Kime ve neye göre Kürd Sorunu? Kürd ve sorun kavramlarını ele alalım. Dikkat edin artık Kürt yerine Kürd yazıyoruz. Kürd ile Kürt arasındaki bir harf değişimi bile bizce önemli. Çünkü şu küçük farklılıklar bile bize çok pahalıya mal oldu. Sıralayayım isterseniz: Kürt… Kurt… Kart.. Kürt… Türk… Trük.. Krüt… O nedenle Türkçe yazım kurallarına ters de olsa- Kürd dedik. Kürd ile istan; et ve tırnak gibidir.İstan; yer, memleket, toprak, yaşanılan yer anlamındadır. Eğer Kürd var ise; bunun bir ‘istan’ı da olacaktır.
Burdan hareketle; ikinci kavram ile yan yana düşünürsek; Kürd sorunu!.. İşte can alıcı soru ve tarihsel yanlışlık burda. Kürd’ün penceresinden bakınca Kürd’ün bir Türk Sorunu var. Çünkü sorunu yaratan Kürd değil, Türk’tür. Bu haksız, yanlış ve adil olmayan bir durumdur. O nedenle, Kürdistan probleminin çözümü, diyebiliriz.
Kürdlerin talepleri topraksaldır. Siz bakmayın bugünkü politik aktörler ve sorunun çözüm tarafı gibi ortaya çıkanların; dil, federasyon, demokrasi vb istemlerine. Varlığı yok sayılan, ülkesi işgal edilen bir halkın demokrasi talebi olamaz. Bu sorunun çözümü önünde en büyük engel Türk devleti iken, şu anda Öcalan ve KCK’si öne çıktı. Yani Türk devleti kendisinin söylemek istediklerini Öcalan ve partisi üzerinde söyletiyor ve uygulatıyor.
Kürdlerin de dünya halkları ve ulusları gibi kendi toprakları üzerinde bağımsız ve özgür yaşama, kendi kaderlerini kendilerinin tayin etme hakkı vardır. Politik aktörler ve çözümün tarafı olanların kendilerine göre bir strateji ve taktiklerinin olmasını makul görürüm. Bu Federasyon, federal yapı vb. şeyler olabilir. Ama en asgari çözüm için adım Kürdün kabul edilmesi. Bunun da tek teminatı anayasal güvence içine alınmasıdır.

* * * * *

Maraşlı:  Ordunun vesayeti reddedilmeli
Maraşlı:  Sorun iç mesele değil.
Recep Maraşlı (Kürt siyasetçi ve yazar): Sivil çözüm için atılması gereken adımların başında, ordunun politika ve devlet organları üzerindeki vesayetinin reddedilmesi gelir. Siyasi olarak atılacak ilk adım ‘Kürtlerin bir ulus olarak kabulü ve ulusal haklarının tanındığının TC hükümet ve parlamento kararı ile deklare edilmesi’dir.
Kürtlerin özgür ve eşit bir partner olarak tanınması, TC Anayasası, üniter devlet yapısı, ismi, bayrağı, sınırları, siyasi ve hukuksal yapısının tümüyle yeniden ‘müzakere’ edilebilir hale gelmesi demektir. Böyle bir sivil müzakere, yalnız Türk ve Kürt ulusu olarak etnik temelde değil, coğrafyamızdaki tüm halkların, kültür ve dinlerin, toplumun tüm sınıflarının, katmanların katılacağı bir diyalog, ortaya demokratik konsensüs çıkarabilirse işte gerçek ’sivil çözüm’ budur. Sadece silahlar sussun, ama bunun dışında her şey aynı kalsın! Kürtlere hiçbir siyasal statü vaat etmeyen bir ’sivil çözüm!’ zorbalıkla yapılamayanı, güzellikle kabul ettirelim demeye gelir. Kürt sorununun ’sivil çözümü’ konuşulurken, onun Türkiye’nin ‘iç meselesi’değil uluslararası bir sorun olarak idrak edilmesi son derece önemli.

* * * * *

Güçlü: Çözüm federal sisteme geçmek
Güçlü: Konsensüs oluşmalı.
İbrahim Güçlü (Kürt-Der Sözcüsü): Kürt sorunu Kürtlerin Türklerle haklar açısından eşitlenmesi ve siyasal temsil hakkının sağlanması ve federal bir sistemle çözülebilir. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesi, tek ulusa, tek resmi ideolojiye, tek din ve mezhebe, tek sınıfa ve sosyal tabakaya asker-sivil bürokrasiye dayalıdır. Bu paradigma gereği, Kürt ulusunun varlığı inkâr edilmiştir. Kapsamlı bir çözüme ulaşmak için:

  • Kürtlerle Türkleri haklar açısından eşit gören bir toplumsal konsensüsün oluşturulması gerekir.
  • BM Evrensel Beyannamesi’ndeki ‘ulusların kendi kaderini kendilerinin tayin etmesi’ ilkesi ve kolektif haklar konsepti benimsenmeli.
  • Üniter devlet, Kürt ulusunun geleneksel inkâr politikasına son vermeli, anayasada ve genel hukukta Kürtlerin ulus olarak varlıkları kabul edilmeli.
  • Kürtleri de içselleştiren, yeni bir devlet yapılanması gerekir. Bu yeni devlet, uluslar, ideolojiler, sınıflar-toplumsal gruplar, dinler ve mezhepler üstü, federal bir devlet olmalı.
  • Kürt dili eğitim-öğretim dili olmalı. Kürtçe radyo ve televizyonların kurulması, Türklerle eşitliği sağlayacak şekilde düzenlenmelidir.

  • Askeri yargı sansür kararı aldı

    Şubat 2, 2008

    GÜNAH KEÇİMİZİN BAŞINA GELENLER

    Askeri yargı sansür kararı aldı
    Er Ramazan Yüce’nin annesi 83 günden beri tutuklu olan oğlunu mahkeme kapısında bekledi. FOTOĞRAF: TOLGA AKINER

    Gerçeğin tüm şeffaflığıyla ortaya çıkması için açılan Dağlıca Davası, ilk duruşmada sansürlendi

    TOLGA AKINER

    VAN - ‘Dağlıca baskını’nın ardından PKK’nın Kuzey Irak’taki kamplarında tutulduktan sonra bırakılan sekiz askerin yargılanması, sansür kararıyla başladı. ‘Sanıkların ve ailelerinin mağduriyetlerine neden olunmaması, güvenliklerinin sağlanabilmesi için’ duruşmaların kapalı gerçekleştirilmesi talebini kabul eden Van Asayiş Kolordu Komutanlığı Askeri Mahkemesi, ‘kısmi kapalılık’ kararı verdi.
    Genelkurmay’ın ‘gerçeklerin şeffaflık ilkesi doğrultusunda açığa çıkması için’ yargıya sevk ettiği davada, duruşmaya sınırlı sayıda gazeteci alındı. Ama isim ve kurumları tutanakla tespit edilen bu basın mensuplarının duruşmaların içeriğine yönelik yayın, sanık ve tanık ifadeleriyle avukatların savunmaları konusunda açıklama veya haber yapması yasaklandı. Haber yapanlar hakkında soruşturma açılacağı belirtildi. Mahkeme, karara gerekçe olarak, milli güvenlik, devlet sırrı ve kamu güvenliğini gösterdi. Salona girebilen sanık yakınlarının da adları tutanağa geçirildi.
    83 günden beri Van Askeri Cezaevi’nde tutuklu bulunan sekiz askerse dün erken saatlerde basının görüntü almasına izin verilmeden zırhlı araçlarla getirildi. İlk duruşma öncesi, ömür boyu hapis cezasıyla yargılanan er Ramazan Yüce’nin avukatları, Dağlıca Tabur Komutanı Yarbay Onur Dirik için suç duyurusunda bulundu. Dirik’in adı, ’saldırıdan önce gerekli önlemleri almadığı’ iddialarıyla gündeme gelmişti. Duyuruda Dağlıca Tabur Komutanlığı’nda bulunan delillerin karartılmaması için Dirik’in görev yerinin değiştirilmesi istendi.

    Bugün devam edilecek
    Duruşma uzayınca bugüne kaldı. Bugün sanıkların sorgu ve savunması ayrı ayrı yapılacak ve tahliye talepleri karara bağlanacak.
    Türkiye, Uzman Çavuş Halis Çağan ile erler İlhami Demir, İrfan Beyaz, Özhan Şabanoğlu, Mehmet Şenkul, Fatih Atakul, Fuat Başoda ve Ramazan Yüce’nin adlarını 21 Ekim 2007′de Hakkâri’nin Yüksekova ilçesi Dağlıca bölgesine yapılan baskınla duydu. 12 askerin şehit olduğu saldırının ardından kaybolan sekiz erin PKK’nın kampında olduğu ortaya çıktı. 14 gün sonra DTP’li heyete teslim edilen erler, altı gün sonra askeri cezaevine konuldu. Üç aydır cezaevinde tutulan askerler için 1000 sayfalık iddianame hazırlandı. Emre itaatsizlikte ısrar, devletin birliğini bozmak suçuna yardım, yurtdışına firar gibi suçların sıralandığı iddianamede askerlerin yedisi için 10-22 yıl, Kürtçe bildiği için adı öne çıkan er Yüce içinse ömür boyu hapis cezası isteniyor.


    Kürtlerin gücü sabrı taşırdı

    Şubat 2, 2008
     Dünya Kürtlerden neden korkar??

    Kürtlerin gücü sabrı taşırdı
    Kürtlerin mal ve hizmetlerden elde edilen gümrük gelirlerini kendilerine saklayıp Bağdat’la paylaşmaması zenginleşmelerine katkı yapıyor.

    New York Times, Irak’ta Kürtlerin ‘gereğinden fazla’ güç kazanmasının Sünni ve Şii Arapların sabrını taşırdığını aktardı. Petrol yasasının ardından bütçe yasası da çıkmaza girerken, ABD istikrar için Kürt etkisini azaltma ikileminde

    BAĞDAT - Irak’ta 2003′te başlayan işgal ve Saddam Hüseyin’in devrilmesinin ardından Kürtlerin azınlıkta bir grup olarak gereğinden fazla etkinlik kazanması ve Bağdat’a istediklerini dikte ettirmesi Arapların giderek daha fazla tepkisini çekerken, büyük resmi, yani Irak’taki istikrarı düşünen Bush yönetimini aldı bir düşünce. New York Times’ın analizine göre Bush yönetimi şimdi Irak’ta iyi işleyen bir hükümet için Kürtlerin gücünü azaltma gereğini hissediyor. Bu zeminin oluşmasında Kürtlere tepki gösteren Sünni Araplara son dönemde Şiilerin de katılması rol oynuyor.
    Irak anayasası hazırlanırken şartlarını dikte eden, 1991′deki Körfez savaşı sonrası elde ettikleri ‘de facto’ özerkliği böylece meşrulaştıran ve kuzeydeki petrole konan Kürtler, Kerkük’ü ele geçirme ve federal bütçeden daha fazla pay kapma çabasına girişince Sünnileri ve Şiileri birleştirdi.

    Son kriz bütçede…
    Gerilimin en net göstergesi petrol yasası. Tasarı, gelirlerin paylaşımı ve petrol anlaşmalarının merkezin iznine tabi tutulması şartında düğümlendi. Enerji Bakanı Hüseyin Şehristani, Kürtlerin yasayı beklemeden yaptığı anlaşmaları yasadışı ilan edip, Kürtlerle çalışan şirketlere ambargo koyarken, son kriz bütçede patladı. Meclis, yasa gereği nüfusa göre dağıtılması gereken federal gelirlerden Kürtlere yüzde 17 pay verilmesini öngören bütçe tasarısını reddetti. Araplar, Kürtlerin nüfusunun ancak yüzde 13 olabileceğini söylerken, Kürtler yüzde 23 iddiasında. Tartışma, üzerinde uzlaşılmış bütçe gelirlerinin paylaşımı yasasını da riske atıyor. Kürtler petrol dışında bölgeye akan mal ve hizmetlerden elde edilen milyonlarca doları kendilerine saklıyor. IMF’ye göre Kürtler bu gelirleri merkezle paylaşmıyor.

    Peşmergeye maaş krizi
    Yetmezmiş gibi Kürtlerin peşmerge güçlerinin maaşlarını Irak Savunma Bakanlığı’nın sırtına yıkmak istemesi Sünni ve Şii Arapları öfkelendiriyor. Bu durum güneyde bir Şii bölge kurma hayaliyle federatif sisteme arka çıkan iktidar ortağı Irak İslam Yüksek Konseyi’nde de rahatsızlık yarattı. Konsey henüz resmi tavır almasa da önde gelen liderlerinden Humam Hamudi, Kürtlere karşı artan hissiyatı “Artık daha fazla dengedeki yumurta değiller” sözleriyle ortaya koydu. Bağımsız Şii vekil Prof. Cabir Habib de, şimdiye dek Sünni muhalefete karşı Kürtler sayesinde ayakta duran Başbakan Nuri Maliki’nin Kürtlerin abartılı taleplerine karşı çıkmasıyla desteğini arttığına dikkati çekti. Bağımsız uzmanlar da bu varsayımlara hak veriyor. Uluslararası Kriz Grubu’nun Ortadoğu uzmanı Joost Hiltermann’ın tespiti şöyle: “Kürtlerin çok ileri gittiğine dair güçlü bir hissiyat var. Kürtlerin şimdiye dek gözleri bağımsızlıktaydı. Mevcut pencereyi topraklarını genişletmek için kullanmak istediler. Ama şimdi gerçek kısıtlamalarla karşı karşıyalar.”
    Gerilimin Maliki’yi zaten gecikmiş Kerkük referandumunu tekrar tekrar ertelemek zorunda bırakacağı öngörülürken, gazete, Washington’daki havayı şöyle aktardı: “Kürtler ABD’nin doğal müttefiki. Ama Amerikalılar giderek destekleyip korudukları Kürtlerle, hükümet olmalarına yardım ettiği Araplar arasında seçim yapma ikilemi yaşıyor.” (Dış Haberler)


    Korku cumhuriyeti

    Ocak 30, 2008

     

    Orta Çağ Cumhuriyetine Doğru

    Kimi kara çarşaf gelecek diye,
    kimi gerdanı görünecek diye korkuyor


    Ergenekon’un arşivi

    Ocak 29, 2008
     Bir Terör Örgütünün yüzü

    Ergenekon'un arşivi
    Küçük Kartal Cezaevi’nde.

    Türkiye’de karanlıkta kalan pek çok olayda adı anılan Küçük hiç konuşmadı, ama şimdi arşivi polisin elinde. Belgelerin, geçmişin üstündeki karanlığı kaldırıp kaldırmayacağı merak ediliyor

    RADİKAL - İSTANBUL - Her zaman karanlık ilişkileri ve sırlarıyla gündeme gelen Veli Küçük’ün arşivi, Ergenekon operasyonunda evinde yapılan aramalarda ele geçirildi. Susurluk skandalından Danıştay saldırısına, Dink’in öldürülmesinden, pek çok faili meçhul cinayete kadar her taşın altından çıkan Veli Küçük, ne çağrıldığı TBMM Susurluk Komisyonu’na gitmiş, ne de hakkında adli soruşturma açılabilmişti. Şimdi içinde devletin gizli belgelerinin de yer aldığı öne sürülen Küçük’ün büyük arşivinin, ‘derin’de kalan birçok olayı aydınlatması ihtimali doğdu.
    Ergenekon operasyonunda tutuklanıp Kartal Cezaevi’ne konulan Veli Küçük’ün evindeki ajandalar, CD ve bilgisayar hafızasındaki bilgilere el konuldu. Ayrıca Küçük’ün çok geniş ve içinde devletin gizli belgelerinin de bulunduğu geniş bir arşivine ulaşıldığı öne sürüldü. Gazetelerde yer alan bilgilere göre Veli Küçük, mahkeme sorgusunda evindeki arşivi doğruladı ve bu kadar çok sayıda belgenin elinde bulunmasını ‘meslek hastalığı’ olarak açıkladı. Görev sırasında kendisine değişik yerlerde ulaşan bilgileri dosyalayarak muhafaza ettiğini söyledi. Ancak yine Küçük’ün ifadelerinden anlaşıldığına göre emekli olduktan sonra da kendisine bilgi ve belge akışı devam etti. ‘Gizlilik niteliği’ yüksek olan belgeleri arşivlemediğini söyleyen Küçük’ün kamuoyuna yansıyan ifadelerinden elinde çok önemli belgeler olduğu anlaşılıyor. 2000 yılının ağustosunda Yüksek Askeri Şûra kararıyla emekli edilen Küçük’ün, emekli olduktan sonra düzenlenen belgeleri nasıl elde ettiği konusundaki soruya, “Emekli olduktan sonra da bu şekilde gelen bilgilere yer verdim. Beni sevenler bu tür bilgi ve belge akışını bana sağlar” yanıtını verdiği iddia edildi.

    Ergenekon’un orijinali
    Resmi evrakta ‘Ergenekon terör örgütü’ olarak isimlendirilen oluşumun bir manifestosu olduğu belirtiliyor. Ergenekon ve Lobi olarak tanımlanan bazı belgelerde de örgütün yapılanması ve darbe ortamını nasıl hazırlayacağı ayrıntılı olarak anlatılıyor. Küçük’ün evinde bu belgelerin orjinaline ulaşılmış olması, örgütlenme içinde önemli bir rolü olduğunu ortaya koyuyor.

    Ramazan Akyürek’le ilgili dosya
    Küçük’ün arşivinde önceden Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek’le ilgili dosya çıktı. Mahkemedeki ifadesinde Küçük, Ramazan Akyürek’in gizli sicil bilgilerini içeren dosyanın kendisine mektupla geldiğini söylediği öne sürüldü. Dink cinayetinden sonra adı ihmallerle anılan Ramazan Akyürek’e ait dosyanın içeriği daha önce Aydınlık dergisinde yayımlanmıştı.

    Adil Serdar Saçan’ın belgeleri
    Küçük’ün elinde bir dönem kamuoyunda ses getiren operasyonlara imza
    atan eski Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürü Adil Serdar Saçan’la ilgili de evraklar bulunduğu öne sürüldü.
    Saçan’ın operasyonlarından biri mafya lideri Sedat Peker’e yönelikti. Televizyon programlarına çıkan Sedat Peker, Adil Serdar Saçan’ı ağır bir şekilde suçlamıştı.
    Saçar daha sonra Sedat Peker ve adamlarıyla çıkar ilişkisine girdiği gerekçesiyle görevinden uzaklaştırılmıştı. Veli Küçük, Sedat Peker’in internet sitesinin açılışına katılınca ilişkileri açığa çıkmıştı. Ortaya çıkan son bilgiler Sedat Peker ve Veli Küçük’ün yakın ilişkide olduğunu gözler önüne seriyor.
    Eski tarihlere dayandığı öne sürülen Veli Küçük’ün arşivinde geçmişte aydınlatılamamış pek çok sorunun yanıtı olabileceği belirtiliyor. Bunlardan bazıları: Susurluk skandalı, Danıştay saldırısı, Cem Ersever cinayeti, ölüm üçgenindeki cinayetler, Dink cinayeti.


    Ergenekon adliyede yattı

    Ocak 27, 2008

    Ergenekon adliyede yattı
    Arasında Küçük’ün de bulunduğu zanlıların savcılık sorgusu dün sabah 05.00′te bitti. İstanbul Adliyesi’nin önündeki polisler gece boyu mesai yaptı.

    İstanbul Adliyesi önceki gece ayaktaydı. Savcılık sorgusu 05.00′te bitti

    RADİKAL - İSTANBUL - Ümraniye’deki bir gecekonduda bulunan el bombalarıyla ilgili resmi kayıtlarına göre ‘Ergenekon terör örgütüne’ yönelik operasyonda gözaltına alınanlar uzun bir adliye sürecinden geçti. Önceki gün polisteki sorguları tamamlandıktan sonra adliyeye sevk edilenlerden dokuzu dün sabat saat 05.00 sıralarına kadar savcıda sorgulandı. Hâkim sorgusunun sabah saatlerinde başlaması beklenirken, mahkemeye çıkmaları da akşam 17.00′yi buldu. Emekli Tümgeneral Veli Küçük, gazeteci Güler Kömürcü, emekli kurbay albay Fikri Karadağ, Ortodoks Patrikhanesi Basın Sözcüsü Sevgi Erenerol ve avukat Kemal Kerençsiz’in de aralarında olduğu zanlılar geceyi adliyenin nezarethanesinde geçirdi. Soruşturmada dün yeni gözaltılar da oldu.

    Önce dokuzu serbest bırakıldı
    Ümraniye’de bir gecekonduda ele geçirilen patlayıcılarla ilgili soruşturmayı genişleten İstanbul Cumhuriyet Savcılığı’nın talimatıyla büyük operasyon 22 Ocak’ta gerçekleştirildi. Çok gizli yürütülen operasyonda eski Küçük, Kerinçsiz, Kömürcü, Erenerol, Karadağ’ın da aralarında olduğu 33 zanlı sabah 03.00′te düzenlenen baskınla evlerinden gözaltına alındı. Daha sonra farklı illerden getirilenlerle bu sayı 36′e çıktı. Şüphelilerden çarşamba ve perşembe günleri dokuzu emniyet ve savcılıktan serbest bırakıldı.

    Emniyet’ten adliyeye
    Gözaltı süresi dört gündü. Bu süre dün sabah 06.00 sıralarında sona eriyordu. Dolayısıyla gözaltında kalanlar saate kadar adliyeye sevk edilecekti. Sevk işlemi cuma sabah 08.30′da başladı. İlk etapta 15 zanlı adliyeye götürüldü. Ardından da emniyetteki işlemleri bitirilenler gruplar halinde ‘terör ve organize suçlara’ bakmakla yetkili Beşiktaş’taki İstanbul Adliyesi’ne gönderildi. Son olarak Veli Küçük’le Kemal Kerinçsiz’in de aralarında bulunduğu grup önceki gece 23.30 sıralarında adliyeye sevk edildi.

    Fuat Turgut bırakıldı
    Cuma günü adliyeye gönderilenlerden gazeteci Hrant Dink suikastının azmettiricisi olmakla suçlanan Yasin Hayal’in avukatı Fuat Turgut ve ‘Drej Ali’ olarak tanınan Ali Yasak’ın da aralarında olduğu 13′ü akşam 19.00′dan itibaren serbest bırakıldı.

    İkisi eski asker beş tutuklama
    İlk tutuklama haberiyse cuma günü yine saat 19.00 sıralarında geldi. Danıştay saldırısından beri adı gündemde olan emekli binbaşı Zekeriya Öztürk, Türk Ceza Kanunu’nun 313. maddesine göre ‘Halkı Türkiye Cumhuriyeti hükümetine karşı silahlı isyana tahrik’ten tutuklandı. Zanlılardan Kahraman Şahin, eski uzman çavuş Muhammed Yüce, Erol Ölmez ve Erkut Ersoy’un tutuklama haberleri de yine gece yarısına doğru geldi. Bu zanlıların da ‘örgüt üyeliği ve halkı isyana tahrik’ suçlarından tutuklandığı belirtildi.

    10 saatlik sorgu
    Bu arada Küçük, Kömürcü, Erenerol, Karadağ ve Kerinçsiz’inde içinde bulunduğu dokuz zanlının savcılık sorguları sabah 05.00 sıralarına kadar sürdü. Savcılık ifade almak işlemeni tamamladıktan sonra dokuz kişiyi tutuklanmaları istemiyle mahkemeye sevk etti. Avukat Kemal Kerinsiz’in savcılık sorgusunun yaklaşık 10 saat sürdüğü belirtildi. Zanlıların dün sabah saatlerinden itibaren mahkemeye çıkarılacağı bekleniyordu ancak mahkeme aşaması akşam 17.00 sıralarında başlayabildi. Gün boyunca gazeteciler ve zanlı avukatları adliyedeki bekleyişini sürdürdü.