Ergenekon’un yakın tarihi (3)
Nisan 6, 2008| Türkiye |
İsmet Berkan
Ergenekon soruşturmasından ümitle anlatmaya başladığım yakın dönem |
| Türkiye |
İsmet Berkan
Ergenekon soruşturmasından ümitle anlatmaya başladığım yakın dönem |
Gerger ilçesindeki Üst Düzey Bir Devlet yetkilisi 18 Mart Şehitleri anma töreninde konuşmak için kürsüye çıkmış, edep ve ahlak kurallarını bir kenara bırakıp vermiş veriştirmiş. Ne demiş… Ne dememiş ki… Büyük bir kinle konuşmaya başlamış. Edep ve terbiye dışı kişilerin dahi ağzına alıp telaffuz edemeyeceği cümlelerle basın mensuplarına hakaret etmiş. Gazetecilere “Soysuz ve Hainler” demiş. Sanki bu sözlerle kendisini tarif edercesine bir edayla, çılgın yaratıklar gibi davranıp basına küfür ve hakaret eden, saygıdan, sevgiden ve insanlıktan nasibini almayan bu yaratığa, onun sarf ettiği tonda karşılık vermeye yetecek kadar yüreğimiz vardır. Ancak, Edepli karakterimiz ve ağzımız o çılgın yaratığın sarf ettiği “soysuz hain” sözlerini, bir insana sarf etmeye müsaade etmediği için basına yapılan küfür ve hakaret sözlerini, haykıran ağza misliyle iade ediyoruz. Kötü söz sahibinindir diyoruz. 18 Mart 2008 günü Gerger’de anılan şehitler ve gaziler, kardeşimiz, dayımız, yeğenimizdir. Onların tümünü rahmetle anıyoruz. Savaşsız ve ölümsüz bir dünya diyoruz. Şehitler gününü fırsat sayıp basın mensuplarına soysuz-hain diyen zavallı yaratığa ise EDEPLİ ol diyoruz. Türkiye ordusu içinde edep dışına çıkanların asla yeri yoktur. Düne kadar kendilerini bu ülkenin sahibi ve tek vatanseverleri olarak gören, omuzu kalabalık yıldızlarla dolu Küçük Veliler ne yazık ki Ergenekon Çetecileri olarak mahpus damlarına atılmıştır. Sakın ola ki Gerger’deki soysuz ve hainlerin sonu da Küçik Veli gibi olmasın? Sakın ola ki Bu gün şehitleri anma gününde kendisini vatansever başkalarını soysuz görenler yarınlarda yer değiştirmesin mi? Bir basın mensubu olarak kimsenin bizden az yada bizim bir başkasından çok vatansever olduğumuz söylemiyoruz. Bir başkasına ima yoluyla da olsa hain ve soysuz diyen tıpkı kendisini tarif ediyor demektir. Acaba, 18 Mart 2008 günü Gerger’de düzenlenen şehirleri anma töreninde “Bazı Soysuz ve Hainler Gerger’i Bölmek İstiyorlar” diyen Jandarma Bölük Komutanı Hakan Ragıp Yüceer bu sözlerle kimleri kast ediyor. Yoksa Kendisinin huy-soy halini mi tarif etmek istedi de biz mi yanlış anladık… Bu sözlerden sonra o kişiye saygı duymuyoruz. Kınıyoruz. Saygıyı ise o yaratığın bağlı bulunduğu kuruma duyuyoruz. Hani Gerger’de C.Baş Savcısı Ovacıklı vardı. Uçan kuştan haberdardı. Yoksa Jandarma Kıdemli Üsteğmen Hakan Yüceer’in sarf ettiği, Soysuz ve Hain Kelimelerini işitmedi mi? Duymamışsa duyuruyoruz. Gereği yapılmaz mı? Yoksa Jandarma Komutanı dokunulamaz bir yaratık mı? Büyük şair ve Ozan Nazım Hikmet ne demiş… “Eğer ABD’ye katil demek, sömürenlere karşı çıkmak, hırsıza namussuza karşı durmak, alçağın suratına tükürmek, açlıktan sokakta ölmek, düşüncelerini konuşmak vatan hainliği ise o zaman ben vatan hainiyim.” Eğer Gerger’de Haso, açlıktan, yoksulluktan, ineği de hastalıktan tedavi olamamaktan ölüyorsa ve bunu yazmak, haber yapmak vatan hainliğiyse o zaman bende vatan hainiyim. Eğer devlet binalarının içindeki WC kapıları köylü vatandaşa örtülü ve üzerinde Personel Harici Girilemez Yasaktır levhası asılı olduğunu yazmak vatan hainliğiyse Ben Vatan Hainiyim. |
||
| Kaynak : Gerger Fırat Gazetesi |
||
Perihan Mağdenİlhan Selçuk’un sabaha karşı götürülüp evinden gözaltına alınması, Çocukluk Hastalığınızın gözaltına alınması gibi bir şey.Artık koca bi insansınız. Çocukluk hastalıklarınızı ne ister, ne hatırlarsınız. Ama yine de çocukluğunuzun hastalıkları da size aittir. Bi tuhaf hissedersiniz kendinizi. Elinizde olmadan üzgün- hissedersiniz. Kaç yıl boyunca ‘dindarca’ Cumhuriyet okudum, İlhan Selçuk okudum- hatırlamıyorum. Çok yıl boyunca. Çok dindarca. Yatılı okuduğum liseden eve döndüğümde, annemin biriktirdiği Cumhuriyet gazetelerinin tamamını okuyabilmek için, bazen cumartesi ya da pazarları evden dışarı çıkmazdım. Tahayyül edin! Sonra tabii sonsuz bir yabancılaşmayla bakar oldum İlhan Selçuk’un fotoğraflarına/yazılarına. Bi zamanlar yazılarına taptığım adam BU MUYDU? ESASINDA? İnternette flaşlanmışsa yazıları, dayanmışsa göz hizama yani okuyor; dehşet içinde kalıyordum. Gazetesinin baş köşesinden başkumandanlıyordu Sivil-Askeri Elit’i. Kemalizm Dini’nin fanatik neferlerini vaiz vaiz vaazlıyordu. Doğru iplerin nasıl çekilmesini göstermekle yükümlü 1 KuklaOynatıcısı gibiydi: Kuklaların Zihinsel ve Moral Efendisi. Ve fakat HİÇ KİMSE sabaha karşı baskınlarla evinden alınsın istemem. HİÇ kimsenin evi talan edilsin istemem. Benim çocukluk evim birkaç kez polis baskınına maruz kaldı. Al sana: hiç kabuklanmayan Çocukluk Yaraları. Böyle dalgındalgın üzgünüzgün dolaşırken internette SAYGI ÖZTÜRK’ün ÇOK ÖZEL 1 haberiyle karşılaşıyorum Hürriyet’in internet sitesinde. Haber şöyle: “2001 yılında evine yapılan baskında, bilgisayar kayıtlarında çok özel bir belge bulundu ERGENEKON LOBİ ÖRGÜTLENMESİ (GİZLİ). Ümraniye baskınında Astsubay Oktay Yıldırım’ın bilgisayarında da aynı belge (yıllar sonra) polisin karşısına çıktı. Danıştay saldırısında adı geçen Muzaffer Tekin’in evinde de aynı belgeye ulaşıldı.” İşte ilk kez 2001′de bilgisayarında bu belgeyi patlatan/yakalatan kişinin ismi: Tuncay Güney. Saygı Öztürk araştırıyor- bakıyor Kİ: Vakti zamanında Fethullah Gülen’in Samanyolu televizyonunda ‘talk şov’ yapmaktaymış bu şahıs. Şimdi ise -sıkı durun- Toronto’da bir sinagogta haham! Böylece Asker+Tarikat+Haham ve hatta natürel olarak MOSSAD bileşkesine dikkâtlerimizi çekiyor Saygı Öztürk. ‘Ergenekon’ yapılanmasının adını ilk işaret edenin Erol Mütercimler olduğunu bildiğimden ‘Erol Mütercimler-Ergenekon’ giriyorum bilgisayara. Can Dündar’ın 28 Ocak tarihli yazısı çıkıyor. Ondan alıntılıyorum: (Yüksek izniyle.) “Bu ismi ilk kez 12 Mart’ta ihtilalci deniz subayı Erol Mütercimler, Tümgeneral Memduh Ünlütürk’ten duymuştu. Şöyle demişti Ünlütürk ‘Ergenekon, hükümetlerin de Genelkurmay’ın da bürokrasinin de üzerinde bir örgüttür. 27 Mayıs’tan sonra CIA, Pentagon tarafından kurdurulmuştur. Özellikle Amerika’da kontrgerilla eğitimi almış, kurslardan geçmiş generallerin bir bölümü ‘VATANI KURTARIYORUZ’ düşüncesiyle bu örgütte yer alırlar. Mütercimler de demişti ki bize: ‘Bunun üzerine ben Ergenekon’u araştırdım. Gördüm ki içinde subaylar, emniyetçiler, profesörler, gazeteciler, işadamları, sıradan insanlar var. Bugün çeteler dediğimiz küçük birimler, Ergenekon denilen üst örgüt tarafından kullanılan tetikçiler.’” ÜST NE KADAR ÜST? Bu kepçe (iş makinesinin kepçesi) nereye kadar sallanacak? Boruları patlatmadan ya da boruları patlatmaktan korkmadan Makine Operatörü, üstüne düşeni yapabilecek mi? Sonra; Ecevit’in bu oluşumun ‘Özel Harp Dairesi’ içinde örgütlendiğini saptadığını, ama üstüne gitmeye siyasi ömrünün yetmediğini yazıyor Dündar. Dündar’ın Ecevitler’e saygısı, hürmeti malum. Bence siyasi duruşu ya da cesareti de yetmezdi Değerli Ecevit’in Türk Gladiosu’nun üstüne gitmeye. Sonra şey törenine işaret ediyor Dündar. Artık emir neferi olarak konumlayabileceğimiz Veli Küçük’ün ÖZTÜRKLER COM’un açılışında sarf ettiği “Asil Türk milletinin yolu, Ergenekon’dan geçecek” lafına. Aa! emir-komuta zincirinin halkası olarak emir mafyası diyebileceğimiz Sedat Peker’in onu bunu tehdit sitesi! Hani gözaltına alınıp bırakılan Akşam köşecisi Güler Kömürcü’nün ‘Seni ben salonda sevdim’ lafıyla ölümsüzleştirdiği Sedat Peker’in. Ergenekon adlı VatanKurtaranlar Çetesi de Büyük Amerika’nın (Hizbullah/Taliban gibi) 1 Laboratuvar Kazası mı yani? Bir elden kaçma hali? Kendini en Anti-Amerikancı sananlar, köklerindeki MADE IN USA damgasından kurtulamayacaklar mı? Bu dünyada yazgı- bu mu? Ve MOSSADsız düğün, pardon, düğüm bu dünya yüzünde olmaz mı? Olamaz mı? Haham Parmağı şart mı? Ne çok soru. Ne çok Ergenekon. Vatanı kurtarmaya yeminlilere “Bırakın artık; yettiniz gayrı. Dağınık kalsın” diyerek bitiriyorum. Ve topyekûn hepsinden: (hangi ülke imalatı belirsiz) Vatan Kurtaranlar’dan kurtulacağımız günlerin tez elden gelmesini, diliyorum. Bu çorabı ya sökeceğiz tamamen. Ya da başımıza ördükleri VatanKurtaran çoraptan havasız, gideceğiz. Ya herrü. Ya merrü- dediklerinden yani. |
Şükrü Gülmüş: Talep toprak. Varlığı yok sayılan bir halkın demokrasi talebi olmaz. Recep Maraşlı: Kürtler kabul edilmeli. İbrahim Güçlü: Eşit haklar. Nurettin Yılmaz: DTP’yle diyalog kurulmalı. Haşim Haşimi: Şiddetsiz çözüm ERTUĞRUL MAVİOĞLU Yılmaz: Devlet ‘ayrılıkçı’ fobisinden kurtulmalı * * * * * Haşimi: Sadece ekonomik önlemler sorunu çözmez * * * * * Gülmüş: ’Kürd’ ile ‘istan’ etle tırnak gibi * * * * * Maraşlı: Ordunun vesayeti reddedilmeli * * * * * Güçlü: Çözüm federal sisteme geçmek |
Murat Yetkin
Irak Cumhurbaşkanı Talabani, kendisini ziyaret eden Amerikan heyetini Türkçe konuşarak böyle karşıladı ABD’nin etkili bir düşünce kuruluşunun heyeti tam 21 Şubat günü Vaşington-Amman üzerinden Erbil havaalanına indi. O akşam Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin etkili bir isminin evinde yemekteyken ev sahibi bir telefon aldı. Masaya beti benzi atmış olarak döndü. “Bamarni’de Türk tankları harekete geçmiş. Peşmergelerimiz güçlükle durdurmuş. Sorun var” diye açıkladı. |
İsmet Berkan
Murat Yetkin dün sabah Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’la konuştu ve Haşim Kılıç, mahkemenin önüne gelmesi muhtemel olan türbanla ilgili anayasa değişiklikleri için, ‘Biz anayasa değişikliklerine sadece şekil denetimi yaparız, esastan görüşmeyiz’ demedi. |
İsmet Berkan
Dile kolay tam bir yıl oldu onu kaybedeli. Hrant en yakın arkadaşım değildi belki ama daha ilk gördüğüm günden itibaren onun hep ‘dostum’ olduğunu düşündüm. Sonradan öğrendim, neredeyse herkes onunla tanıştıktan sonra aynı hisse kapılıyordu: |
Murat Belge
19/01/2008 (2286 kişi okudu) Hrant’ın ‘bir kısım’ katillerinin davası yürüdükçe, yeni birtakım bilgi kırıntıları ortalığa dökülüyor. ‘Kırıntı’ diyorum, çünkü bilgiler, asıl bilgiler, göz önünden uzaklaştırılıp sıkı sıkı saklanmış. Onun için yalnız böyle kırıntılar görülebiliyor; onları da bir araya getirip tam bir resim oluşturmak mümkün olmuyor. Bugün Radikal’de olsun, Taraf’ta olsun, daha çok İğci’nin ifadelerinden çıkan bazı önemli soru işaretleri üstünde duruluyordu. Hürriyet’te ise buna bağlı bir başka davadaki dosyadan çıkan, İstanbul’da dört kişinin Hrant’ın eviyle Agos çevresinde keşif yaptığı iddiasına yer verilmişti. |
İsmet BerkanTam bir yıl önce bugün, Radikal’in yazıişleri masasında oturmuş ertesi günün gazetesini yapmayı konuşurken Dış Haberler editörümüz Ceyda Karan koşa koşa gelmiş, ‘Hrant Dink’i vurmuşlar’ diye kara haberi getirmişti. Hepimizin olduğumuz yerde nefessiz kaldığımızı hatırlıyorum. Bütün televizyonlar canlı yayındaydı, biraz sonra gördük, Hrant’ın cansız bedeni orada yerde yatıyordu.Aşağıda okuyacağınız yazı, gözyaşları içinde ve şimdi hatırlamak bile istemediğim bir ruh haliyle yazıldı. Yazıyı aynen yeniden yayımlamak istedim, çünkü siz de göreceksiniz, o günden bugüne neredeyse hiçbir şey değişmemiş. * * * Eşim telefonda hıçkıra hıçkıra ağlarken sordu: “Neden öldürdüler?” Zaten boğazım düğümlenmiş, “Neden olacak” dedim güçlükle, “Ermeni olduğu için.” Haberi aldığımdan beri beynimden vurulmuş gibiyim. Hrant’la birlikte bir parçam öldü, hepimizin bir parçası öldü. Altın kalpli bir insandı Hrant. Abarttığımı sanmayın, sahiden kalbi altındandı. Ama bizde hiç eksik olmayan o eli kanlı katiller için çok büyük bir suçu vardı: Ermeniydi. Bin tane laf söyleyen, işi ‘karanlık güçler’e, ‘dış mihraklar’a havale etmek isteyenler çıkacaktır, zaten çıktı bile. Hiçbirine bakmayın, Hrant’ı önce Ermeni olduğu için, sonra da yerleşik düşünceden farklı düşünmeye, konuşmaya, yazmaya çizmeye cesareti olduğu için öldürdüler. Bu ırkçı bir cinayettir, başka her şeyden önce. Eskiden böyle cinayetlerde aklıma hemen ‘derin devlet’ gelirdi, artık gelmiyor. Gelmiyor, çünkü Türkiye’deki milliyetçi havayı yaratanlar öyle bir canavarı beslediler ki, artık sokakta derin devletin yeterince milliyetçi olmadığını düşünüp durumdan vazife çıkarmaya hevesli bir sürü ‘Kurtlar Vadisi’ çocuğu var. Bir okuyucum mektup yazmış, “Radikal’in başlığı ‘Hrant Dink’i öldürdük’ olsun” demiş. Başlığı kendi köşeme aldım, çünkü bence Radikal’e seçtiğimiz başlık, durumu daha iyi anlatıyor. Türkiye’de bu atmosfer adım adım ve bilinçle yaratıldı. Bu katil milliyetçi atmosferi yaratanlar arasında reklamcılar da var, politikacılar da, sözde kanaat önderleri de, gazeteciler de, film ve dizi film yapımcıları da. Hrant’ın cansız bedeninden sızıp kaldırıma yayılan kan, bütün katkıda bulunanların eline bulaştı. Keşke o insanlar bunun vicdan azabını duyacak kadar insan olabilseler. Ama baksanıza daha dün kendine genel yayın müdürü diyen biri, düpedüz ırkçı bir manşettense daha az ırkçı bir manşeti tercih etmelerinden ötürü duyduğu gururu utanmadan köşesinde yazmıştı, okuyucularıyla paylaşmıştı. Marifetmiş gibi. * * * Orhan Pamuk’un yargılaması sürerken karşı kaldırımdaki ‘protesto’cular bir pankart açmıştı: ‘Misyoner çocukları…’ Adı anılanlar arasında Hrant da vardı, ben de vardım, Hasan Cemal, Murat Belge, Haluk Şahin de… İçimizden Hrant’ı öldürdüler, acaba sıra şimdi hangimizde? Bundan üç yıl önce elden ele dolaşan ve sonunda bir yerlerde yayımlanan bir ‘vatan hainleri listesi’ vardı. Bir iddiaya göre bu liste bir kuvvet komutanının odasında hazırlanmıştı. Listede yine biz vardık. Suçumuz Kıbrıs konusunda devletten farklı düşünmekti. Bu liste katillerin elinde de var. Bakalım hangisi önce davranıp durumdan vazife çıkaracak, önce hangimizi öldürecek? * * * Acaba Kemal Kerinçsiz ve arkadaşları dün Hrant’ın öldürüldüğünü duyduklarında yüreklerinde minicik de olsa bir sızı hissettiler mi? Herkesin vicdanı kendine, bana laf düşmez ama bu cinayete sebep olan atmosferde 301. madde ve onun etrafındaki çatışmaların hiç rolü olmadı diyebilir miyiz? Hazır 301 demişken, acaba Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Adalet Bakanı Cemil Çiçek, İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu dün haberi aldıklarında ilk ne düşündüler? Bilirkişinin tersi yönde raporlarına rağmen Hrant’ı mahkûm eden yargıç, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın aleyhte uyarısına rağmen cezayı onaylayan Yargıtay üyeleri ne hissettiler acaba haberi duyduklarında? * * * Acaba içimizden birileri ‘Oh oldu Ermeni’ye’ demiş midir? Eminim diyenler olmuştur. Olmuştur, çünkü birileri böyle desin diye bu ülkede uzun yıllardır ciddi çaba sarf ediliyor. Bu ülkede birilerinden biraz farklı düşünenlerin başına her zaman bir ‘iş’ler gelmiştir. En hafifi mahkemelerde sürünmek, belki hapse girmek, sosyal linçlere konu olmak. En ağırı ise işte dün Hrant’ın başına gelen. En acısı şu: Geride kalanlardan biri olarak, Hrant’ın ne ilk ne de son olduğunu bilmek. Ben bir dostumu kaybettim. Türkiye, altın kalpli bir vatandaşını kaybetti. Hepimiz insanlığımızdan biraz daha bir şeyler kaybettik. Mekânı cennet olsun. |