|
Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Kuzey Irak’a yaptığı kara harekâtına DTP’nin protestosu sürüyor. Muş’ta önceki gün basın açıklaması yapan DTP’liler ‘Yeter artık’ anlamına gelen ‘Edi bese’ pankartı açtı.
|
Şükrü Gülmüş: Talep toprak. Varlığı yok sayılan bir halkın demokrasi talebi olmaz. Recep Maraşlı: Kürtler kabul edilmeli. İbrahim Güçlü: Eşit haklar. Nurettin Yılmaz: DTP’yle diyalog kurulmalı. Haşim Haşimi: Şiddetsiz çözüm
ERTUĞRUL MAVİOĞLU
Yılmaz: Devlet ‘ayrılıkçı’ fobisinden kurtulmalı
Yılmaz: Silahlar susmalı.
Nurettin Yılmaz (Eski Mardin Milletvekili): Lozan görüşmelerinde İsmet Paşa, İngiltere Heyeti Başkanı Lloyd George’un Kürtlerle ilgili yabancı bir devletin himayesinde Doğuda bir Kürt devletinin kurulması ile ilgili önerisine karşılık, “Kürtler yabancı bir devletin himayesinde bir Kürt devletini kabul etmeyecek kadar asil bir millettir” deyişiyle, Kürtlerin asırlardır birlikte oldukları Türk kardeşlerinden ayrılmak istemediklerini kanıtlamıştır. Bugün de Kürtler Türk kardeşlerinden ayrılmayı asla arzu etmezler.
Bu nedenle devletin Kürt ayrılıkçı fobisinden kendini kurtarması gerekir. Tüm yetkililer, ‘Kürt kökenli vatandaşlar’dan övünerek bahsediyorlar ama kabul edilen milyonlarca Kürt halkının rüyalarında bile konuştukları anadilleri olan Kürtçe’nin eğitim dili olarak kabul etmeyerek asimilasyon politikası güdüyor. Ret, inkâr ve asimilasyon politikasına son verilmeli. Kıbrıs ve Kerkük’teki 100-200 bin Türk kardeşlerimiz için savaşan ve tekrar savaşmayı bile göze almış Türkiye, 15 milyondan fazla Kürt vatandaşlarının demokratik hakları için aynı duyguları ve adımları atmaya cesaret etmesi gerek. Türkiye Avrupa Birliği’ne girmekte samimiyse, örneğin 3 uluslu Belçika’da, meclisi ve hükümeti bile olan 500 – 600 bin nüfuslu Germanik halkın sahip oldukları hakları değil, Kürtlerin sadece kimlik ve kültürel hakları talep etmeleri, masum bir hak talebi değil mi?
Barış sürecinin gerçekleşmesi için silahların susması gerekir. Hükümet sivil toplum örgütleriyle yol haritası oluşturmalı. Hükümetin yetkili ağızlardan Kürt sorununun belli bir çözüm arzu ve niyetlerinin samimi bir iradeyle belirtilmesi. DTP ile diyaloğun kurulması. Dağdakilerin topluma kazandırılması için gerekli yasal düzenlemelerin yapılması. Bu isteklerin tümü her vatandaşın devletten haklı olarak istedikleri yasal,demokratik evrensel haklardır. Devletinde vatandaşına lütfettiği bir ikram değil, bir sorumluluk.
* * * * *
Haşimi: Sadece ekonomik önlemler sorunu çözmez
Haşimi: Siyasi af kaçınılmaz.
Haşim Haşimi (Eski Refah Partisi Milletvekili): Yirmi yıl önceki basına bakarsak, bugün birçok insanın söylediği şeyleri o gün de söylediğini görürüz. Demek ki yirmi yıldır papağan gibi aynı şeyleri söyleyip duruyoruz, bir arpa boyu yol almış değiliz. Devletin soruna asayiş gözüyle bakma anlayışı iflas etmiştir. Cumhuriyet’in kurulmasıyla beraber Kürt nüfus çok geniş ve üç ülkeyi kapsadığı için, ‘haklarını verirsek ayrılırlar’ denildi. Şimdi de soruna güvenlik olarak bakılıyor. Gelinen aşamada Ortadoğu’da dengeler değişti. Biz artık Kürt meselesini Türkiye’nin iç dinamikleriyle çözemeyiz. Bütün Ortadoğu’yu düşünmeliyiz. Bu konuda inisiyatif Türkiye’de olursa daha akılcı olur.
Meselenin sadece bir yüzü yok; ekonomik, siyasi, toplumsal vs. yönleri var. Hem Ortadoğu içinde hem Türkiye içinde bir çok güç dengesi var. Sadece ekonomik açılımlarla yetinmek bu sorunu çözmeyecek. Ya da sadece Türkiye içerisinde Kürt meselesini çözüp Irak’taki Kürtlerle gerilime girmek kalıcı bir çözüm getirmeyecek. Onun için acil çözüm lazım, kalıcı çözüm arkasından belki gelir. Acil çözüm olarak, silahları susturacak, etkisini azaltacak tüm düzenlemeler yapılmalı. Siyasi bir af bugün kaçınılmaz hale gelmiştir. Görüyoruz, devlet onca risk ve masrafla operasyon yapıyor. Gerçi bu operasyonların siyasi, psikolojik sonuçları elbette olacaktır. Ama sonuçta Türkiye karşıtı cepheyi de büyütecek. Irak, İran, Suriye’deki Kürtleri karşısına alacak. Bu operasyonların başarıya ulaşabilmesi için af gibi bir düzenleme ile bunun desteklenmesi lazım. Devlet elbet kendini koruyacak. Geçmişte, ’silahlar varken adım atamayız’ denildi. Ama pekâlâ 2002′den sonra çatışma süreci yaşanırken hükümet 2003′ten sonra bir çok açılımları yaptı.
Şiddeti içermediği sürece herkes somut olarak düşüncelerini ortaya koymalı. Sorulması gereken soru bence şu; on yıl, yirmi yıl sonra nasıl bir Türkiye’de yaşamak istiyoruz? Sorunu çözersek ülke nereye gidecek? Bunu düşünebilirsek daha iyi adımlar atabiliriz.
* * * * *
Gülmüş: ’Kürd’ ile ‘istan’ etle tırnak gibi
Gülmüş: Sorunu yaratan Türk.
Şükrü Gülmüş (Nasname editörü): Kime ve neye göre Kürd Sorunu? Kürd ve sorun kavramlarını ele alalım. Dikkat edin artık Kürt yerine Kürd yazıyoruz. Kürd ile Kürt arasındaki bir harf değişimi bile bizce önemli. Çünkü şu küçük farklılıklar bile bize çok pahalıya mal oldu. Sıralayayım isterseniz: Kürt… Kurt… Kart.. Kürt… Türk… Trük.. Krüt… O nedenle Türkçe yazım kurallarına ters de olsa- Kürd dedik. Kürd ile istan; et ve tırnak gibidir.İstan; yer, memleket, toprak, yaşanılan yer anlamındadır. Eğer Kürd var ise; bunun bir ‘istan’ı da olacaktır.
Burdan hareketle; ikinci kavram ile yan yana düşünürsek; Kürd sorunu!.. İşte can alıcı soru ve tarihsel yanlışlık burda. Kürd’ün penceresinden bakınca Kürd’ün bir Türk Sorunu var. Çünkü sorunu yaratan Kürd değil, Türk’tür. Bu haksız, yanlış ve adil olmayan bir durumdur. O nedenle, Kürdistan probleminin çözümü, diyebiliriz.
Kürdlerin talepleri topraksaldır. Siz bakmayın bugünkü politik aktörler ve sorunun çözüm tarafı gibi ortaya çıkanların; dil, federasyon, demokrasi vb istemlerine. Varlığı yok sayılan, ülkesi işgal edilen bir halkın demokrasi talebi olamaz. Bu sorunun çözümü önünde en büyük engel Türk devleti iken, şu anda Öcalan ve KCK’si öne çıktı. Yani Türk devleti kendisinin söylemek istediklerini Öcalan ve partisi üzerinde söyletiyor ve uygulatıyor.
Kürdlerin de dünya halkları ve ulusları gibi kendi toprakları üzerinde bağımsız ve özgür yaşama, kendi kaderlerini kendilerinin tayin etme hakkı vardır. Politik aktörler ve çözümün tarafı olanların kendilerine göre bir strateji ve taktiklerinin olmasını makul görürüm. Bu Federasyon, federal yapı vb. şeyler olabilir. Ama en asgari çözüm için adım Kürdün kabul edilmesi. Bunun da tek teminatı anayasal güvence içine alınmasıdır.
* * * * *
Maraşlı: Ordunun vesayeti reddedilmeli
Maraşlı: Sorun iç mesele değil.
Recep Maraşlı (Kürt siyasetçi ve yazar): Sivil çözüm için atılması gereken adımların başında, ordunun politika ve devlet organları üzerindeki vesayetinin reddedilmesi gelir. Siyasi olarak atılacak ilk adım ‘Kürtlerin bir ulus olarak kabulü ve ulusal haklarının tanındığının TC hükümet ve parlamento kararı ile deklare edilmesi’dir.
Kürtlerin özgür ve eşit bir partner olarak tanınması, TC Anayasası, üniter devlet yapısı, ismi, bayrağı, sınırları, siyasi ve hukuksal yapısının tümüyle yeniden ‘müzakere’ edilebilir hale gelmesi demektir. Böyle bir sivil müzakere, yalnız Türk ve Kürt ulusu olarak etnik temelde değil, coğrafyamızdaki tüm halkların, kültür ve dinlerin, toplumun tüm sınıflarının, katmanların katılacağı bir diyalog, ortaya demokratik konsensüs çıkarabilirse işte gerçek ’sivil çözüm’ budur. Sadece silahlar sussun, ama bunun dışında her şey aynı kalsın! Kürtlere hiçbir siyasal statü vaat etmeyen bir ’sivil çözüm!’ zorbalıkla yapılamayanı, güzellikle kabul ettirelim demeye gelir. Kürt sorununun ’sivil çözümü’ konuşulurken, onun Türkiye’nin ‘iç meselesi’değil uluslararası bir sorun olarak idrak edilmesi son derece önemli.
* * * * *
Güçlü: Çözüm federal sisteme geçmek
Güçlü: Konsensüs oluşmalı.
İbrahim Güçlü (Kürt-Der Sözcüsü): Kürt sorunu Kürtlerin Türklerle haklar açısından eşitlenmesi ve siyasal temsil hakkının sağlanması ve federal bir sistemle çözülebilir. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesi, tek ulusa, tek resmi ideolojiye, tek din ve mezhebe, tek sınıfa ve sosyal tabakaya asker-sivil bürokrasiye dayalıdır. Bu paradigma gereği, Kürt ulusunun varlığı inkâr edilmiştir. Kapsamlı bir çözüme ulaşmak için:
Kürtlerle Türkleri haklar açısından eşit gören bir toplumsal konsensüsün oluşturulması gerekir.
BM Evrensel Beyannamesi’ndeki ‘ulusların kendi kaderini kendilerinin tayin etmesi’ ilkesi ve kolektif haklar konsepti benimsenmeli.
Üniter devlet, Kürt ulusunun geleneksel inkâr politikasına son vermeli, anayasada ve genel hukukta Kürtlerin ulus olarak varlıkları kabul edilmeli.
Kürtleri de içselleştiren, yeni bir devlet yapılanması gerekir. Bu yeni devlet, uluslar, ideolojiler, sınıflar-toplumsal gruplar, dinler ve mezhepler üstü, federal bir devlet olmalı.
Kürt dili eğitim-öğretim dili olmalı. Kürtçe radyo ve televizyonların kurulması, Türklerle eşitliği sağlayacak şekilde düzenlenmelidir.