Kev Kev Etme

Mart 27, 2008

Gerger ilçesindeki Üst Düzey Bir Devlet yetkilisi 18 Mart Şehitleri anma töreninde konuşmak için kürsüye çıkmış, edep ve ahlak kurallarını bir kenara bırakıp vermiş veriştirmiş.

Ne demiş…

            Ne dememiş ki…

            Büyük bir kinle konuşmaya başlamış. Edep ve terbiye dışı kişilerin dahi ağzına alıp telaffuz edemeyeceği cümlelerle basın mensuplarına hakaret etmiş. Gazetecilere “Soysuz ve Hainler” demiş. Sanki bu sözlerle kendisini tarif edercesine bir edayla, çılgın yaratıklar gibi davranıp basına küfür ve hakaret eden, saygıdan, sevgiden ve insanlıktan nasibini almayan bu yaratığa, onun sarf ettiği tonda karşılık vermeye yetecek kadar yüreğimiz vardır.

            Ancak,

            Edepli karakterimiz ve ağzımız o çılgın yaratığın sarf ettiği “soysuz hain” sözlerini, bir insana sarf etmeye müsaade etmediği için basına yapılan küfür ve hakaret sözlerini, haykıran ağza misliyle iade ediyoruz. Kötü söz sahibinindir diyoruz.

            18 Mart 2008 günü Gerger’de anılan şehitler ve gaziler, kardeşimiz, dayımız, yeğenimizdir. Onların tümünü rahmetle anıyoruz. Savaşsız ve ölümsüz bir dünya diyoruz. Şehitler gününü fırsat sayıp basın mensuplarına soysuz-hain diyen zavallı yaratığa ise EDEPLİ ol diyoruz.

            Türkiye ordusu içinde edep dışına çıkanların asla yeri yoktur. Düne kadar kendilerini bu ülkenin sahibi ve tek vatanseverleri olarak gören, omuzu kalabalık yıldızlarla dolu Küçük Veliler ne yazık ki Ergenekon Çetecileri olarak mahpus damlarına atılmıştır.

            Sakın ola ki

            Gerger’deki soysuz ve hainlerin sonu da Küçik Veli gibi olmasın?

            Sakın ola ki

            Bu gün şehitleri anma gününde kendisini vatansever başkalarını soysuz görenler yarınlarda yer değiştirmesin mi?

            Bir basın mensubu olarak kimsenin bizden az yada bizim bir başkasından çok vatansever olduğumuz söylemiyoruz. Bir başkasına ima yoluyla da olsa hain ve soysuz diyen tıpkı kendisini tarif ediyor demektir. Acaba, 18 Mart 2008 günü Gerger’de düzenlenen şehirleri anma töreninde “Bazı Soysuz ve Hainler Gerger’i Bölmek İstiyorlar” diyen Jandarma Bölük Komutanı Hakan Ragıp Yüceer bu sözlerle kimleri kast ediyor.

            Yoksa

            Kendisinin huy-soy halini mi tarif etmek istedi de biz mi yanlış anladık…

            Bu sözlerden sonra o kişiye saygı duymuyoruz. Kınıyoruz. Saygıyı ise o yaratığın bağlı bulunduğu kuruma duyuyoruz.

            Hani Gerger’de C.Baş Savcısı Ovacıklı vardı. Uçan kuştan haberdardı. Yoksa Jandarma Kıdemli Üsteğmen Hakan Yüceer’in sarf ettiği, Soysuz ve Hain Kelimelerini işitmedi mi? Duymamışsa duyuruyoruz. Gereği yapılmaz mı? Yoksa Jandarma Komutanı dokunulamaz bir yaratık mı?

            Büyük şair ve Ozan Nazım Hikmet ne demiş…

            “Eğer ABD’ye katil demek, sömürenlere karşı çıkmak, hırsıza namussuza karşı durmak, alçağın suratına tükürmek, açlıktan sokakta ölmek, düşüncelerini konuşmak vatan hainliği ise o zaman ben vatan hainiyim.”

            Eğer Gerger’de Haso, açlıktan, yoksulluktan, ineği de hastalıktan tedavi olamamaktan ölüyorsa ve bunu yazmak, haber yapmak vatan hainliğiyse o zaman bende vatan hainiyim. Eğer devlet binalarının içindeki WC kapıları köylü vatandaşa örtülü ve üzerinde Personel Harici Girilemez Yasaktır levhası asılı olduğunu yazmak vatan hainliğiyse

            Ben Vatan Hainiyim.

Kaynak : Gerger Fırat Gazetesi

Ergenekon Çocukları

Mart 22, 2008
Perihan MağdenPerihan Mağdenİlhan Selçuk’un sabaha karşı götürülüp evinden gözaltına alınması, Çocukluk Hastalığınızın gözaltına alınması gibi bir şey.
Artık koca bi insansınız. Çocukluk hastalıklarınızı ne ister, ne hatırlarsınız.
Ama yine de çocukluğunuzun hastalıkları da size aittir. Bi tuhaf hissedersiniz kendinizi.
Elinizde olmadan üzgün- hissedersiniz.
Kaç yıl boyunca ‘dindarca’ Cumhuriyet okudum, İlhan Selçuk okudum- hatırlamıyorum. Çok yıl boyunca. Çok dindarca.
Yatılı okuduğum liseden eve döndüğümde, annemin biriktirdiği Cumhuriyet gazetelerinin tamamını okuyabilmek için, bazen cumartesi ya da pazarları evden dışarı çıkmazdım. Tahayyül edin!
Sonra tabii sonsuz bir yabancılaşmayla bakar oldum İlhan Selçuk’un fotoğraflarına/yazılarına. Bi zamanlar yazılarına taptığım adam BU MUYDU? ESASINDA?
İnternette flaşlanmışsa yazıları, dayanmışsa göz hizama yani okuyor; dehşet içinde kalıyordum. Gazetesinin baş köşesinden başkumandanlıyordu Sivil-Askeri Elit’i. Kemalizm Dini’nin fanatik neferlerini vaiz vaiz vaazlıyordu.
Doğru iplerin nasıl çekilmesini göstermekle yükümlü 1 KuklaOynatıcısı gibiydi: Kuklaların Zihinsel ve Moral Efendisi.
Ve fakat HİÇ KİMSE sabaha karşı baskınlarla evinden alınsın istemem. HİÇ kimsenin evi talan edilsin istemem. Benim çocukluk evim birkaç kez polis baskınına maruz kaldı. Al sana: hiç kabuklanmayan Çocukluk Yaraları.
Böyle dalgındalgın üzgünüzgün dolaşırken internette SAYGI ÖZTÜRK’ün ÇOK ÖZEL 1 haberiyle karşılaşıyorum Hürriyet’in internet sitesinde. Haber şöyle:
“2001 yılında evine yapılan baskında, bilgisayar kayıtlarında çok özel bir belge bulundu ERGENEKON LOBİ ÖRGÜTLENMESİ (GİZLİ).
Ümraniye baskınında Astsubay Oktay Yıldırım’ın bilgisayarında da aynı belge (yıllar sonra) polisin karşısına çıktı.
Danıştay saldırısında adı geçen Muzaffer Tekin’in evinde de aynı belgeye ulaşıldı.”
İşte ilk kez 2001′de bilgisayarında bu belgeyi patlatan/yakalatan kişinin ismi: Tuncay Güney.
Saygı Öztürk araştırıyor- bakıyor Kİ: Vakti zamanında Fethullah Gülen’in Samanyolu televizyonunda ‘talk şov’ yapmaktaymış bu şahıs.
Şimdi ise -sıkı durun- Toronto’da bir sinagogta haham!
Böylece Asker+Tarikat+Haham ve hatta natürel olarak MOSSAD bileşkesine dikkâtlerimizi çekiyor Saygı Öztürk.
‘Ergenekon’ yapılanmasının adını ilk işaret edenin Erol Mütercimler olduğunu bildiğimden ‘Erol Mütercimler-Ergenekon’ giriyorum bilgisayara.
Can Dündar’ın 28 Ocak tarihli yazısı çıkıyor. Ondan alıntılıyorum: (Yüksek izniyle.) “Bu ismi ilk kez 12 Mart’ta ihtilalci deniz subayı Erol Mütercimler, Tümgeneral Memduh Ünlütürk’ten duymuştu. Şöyle demişti Ünlütürk ‘Ergenekon, hükümetlerin de Genelkurmay’ın da bürokrasinin de üzerinde bir örgüttür. 27 Mayıs’tan sonra CIA, Pentagon tarafından kurdurulmuştur. Özellikle Amerika’da kontrgerilla eğitimi almış, kurslardan geçmiş generallerin bir bölümü ‘VATANI KURTARIYORUZ’ düşüncesiyle bu örgütte yer alırlar.
Mütercimler de demişti ki bize: ‘Bunun üzerine ben Ergenekon’u araştırdım. Gördüm ki içinde subaylar, emniyetçiler, profesörler, gazeteciler, işadamları, sıradan insanlar var. Bugün çeteler dediğimiz küçük birimler, Ergenekon denilen üst örgüt tarafından kullanılan tetikçiler.’”
ÜST NE KADAR ÜST? Bu kepçe (iş makinesinin kepçesi) nereye kadar sallanacak? Boruları patlatmadan ya da boruları patlatmaktan korkmadan Makine Operatörü, üstüne düşeni yapabilecek mi?
Sonra; Ecevit’in bu oluşumun ‘Özel Harp Dairesi’ içinde örgütlendiğini saptadığını, ama üstüne gitmeye siyasi ömrünün yetmediğini yazıyor Dündar.
Dündar’ın Ecevitler’e saygısı, hürmeti malum. Bence siyasi duruşu ya da cesareti de yetmezdi Değerli Ecevit’in Türk Gladiosu’nun üstüne gitmeye.
Sonra şey törenine işaret ediyor Dündar. Artık emir neferi olarak konumlayabileceğimiz Veli Küçük’ün ÖZTÜRKLER COM’un açılışında sarf ettiği “Asil Türk milletinin yolu, Ergenekon’dan geçecek” lafına.
Aa! emir-komuta zincirinin halkası olarak emir mafyası diyebileceğimiz Sedat Peker’in onu bunu tehdit sitesi! Hani gözaltına alınıp bırakılan Akşam köşecisi Güler Kömürcü’nün ‘Seni ben salonda sevdim’ lafıyla ölümsüzleştirdiği Sedat Peker’in.
Ergenekon adlı VatanKurtaranlar Çetesi de Büyük Amerika’nın (Hizbullah/Taliban gibi) 1 Laboratuvar Kazası mı yani? Bir elden kaçma hali?
Kendini en Anti-Amerikancı sananlar, köklerindeki MADE IN USA damgasından kurtulamayacaklar mı? Bu dünyada yazgı- bu mu?
Ve MOSSADsız düğün, pardon, düğüm bu dünya yüzünde olmaz mı? Olamaz mı?
Haham Parmağı şart mı?
Ne çok soru. Ne çok Ergenekon.
Vatanı kurtarmaya yeminlilere “Bırakın artık; yettiniz gayrı. Dağınık kalsın” diyerek bitiriyorum.
Ve topyekûn hepsinden: (hangi ülke imalatı belirsiz) Vatan Kurtaranlar’dan kurtulacağımız günlerin tez elden gelmesini, diliyorum.
Bu çorabı ya sökeceğiz tamamen. Ya da başımıza ördükleri VatanKurtaran çoraptan havasız, gideceğiz.
Ya herrü. Ya merrü- dediklerinden yani.

İlginç ima: Davayı ‘Ergenekon’ açtırdı!

Mart 18, 2008

 
Önce Günay, ‘Dava Ergenekon gibi olayların üzerini örtüyor’ dedi. Hemen ardından Erdoğan’ın da çete soruşturmalarıyla bağ kurduğu haberi yayıldı

Davayı 'Ergenekon' açtırdı!

<!– –>

AKP’de davayla Ergenekon’un bağı konuşuluyor

Kulisten açıklamaya
Yargıtay Başsavcısı Yalçınkaya’nın davası karşısında AKP’den ilginç iddia ve imalar geliyor. AKP kulislerinde davayla Ergenekon soruşturması arasındaki bağlantı konuşulurken, Kültür Bakanı Günay, “Dava, Ergenekon gibi olayları kapatmak amacıyla açıldı” dedi.
‘Tarlamız bereketleniyor’
Günay, belli çevrelerin savcıyı davaya zorladığını da belirtti. AKP’nin kapalı yapılan olağanüstü grup toplantısında da Başbakan Erdoğan’ın, davayla çete operasyonları arasında bağ kurduğu öğrenildi. Erdoğan, “Bunlar bizim tarlamızı bereketlendiriyor” dedi.
Ve yalanlama geldi
Erdoğan’ın, “Bu süreç oylarımızı artıracak” sözleriyle birlikte Ergenekon imasına dair haberler Ankara’da hızla yayıldı. Ardından AKP’den resmi açıklama geldi: “Toplantıya dair, özellikle Genel Başkanımıza atfen basında çıkan bilgiler gerçeği yansıtmıyor.”

*** *** *** *** *** *** ***
Jet Bakanlar Kurulu
Bakanlar Kurulu dün en kısa toplantılarından birini yaptı. Başbakan Erdoğan başkanlığındaki Kurul, sadece iki saat sürdü. Bakanlar dağılırken, uzun süre sonra ilk defa bir açıklama da yapılmadı.


Ayetle cevap verdi

Mart 16, 2008
Ayetle cevap verdi
Başbakan, isim vermeden, kapatma davasını açan başsavcıyı eleştirdi. FOTOĞRAF: ŞENOL ÇAKIR / DHA

‘Bu adım milli iradeye yönelik, hukuki meşruiyeti de yok’ diyen Erdoğan, en ağır yanıtı ayetle verdi: Kulakları vardır duymazlar, gözleri vardır görmezler…

NAZİF İFLAZOĞLU

SİİRT/BATMAN - Başbakan Tayyip Erdoğan, partisi hakkında açılan kapatma davasına tepki gösterirken, Kuran’dan alıntı yaptı. Siirt’te dava için “Milli iradeye yönelik bir adım” diyen Erdoğan Batman’da Araf suresinin “Bazı insanlar vardır, kulakları vardır duymazlar, gözleri vardır görmezler, dilleri vardır gerçekleri konuşamazlar” ibarelerini okudu. “Onlar hayvanlar gibidir” kısmını okumadı.
Erdoğan’ın dünkü ilk durağı Siirt’ti. Havaalanından partisinin Kadın Kolları İl Kongresi’nin yapıldığı 14 Eylül Kapalı Spor Salonu’na tezahürat ve sloganlarla gelen Erdoğan özetle şöyle konuştu:

Siirt’in anlamı: Bugün Başbakanlık’ta beşinci yılım. Bu çok anlamlı. Siirtimiz de çok anlamlı bir şehir. Hep öyle anlamlı günlerde Siirt’te oluyoruz. Bugün de öyle oldu. Bir başka anlamlı gelişme de dün (önceki gün) akşam başladı. Bu ülkede kimse 16 milyon 500 bin seçmenin demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletine sahip olduğuna inanarak oy verdiği AKP’ye laikliğe aykırılığın odağı diyemez.

Millete karşı: Dünkü olay AKP’ye yönelik atılmış bir adım değildir. Milli iradeye yönelik atılmış bir adımdır. Ülkemizde herkes başarıya gidecekse demokrasi içinde gideceğiz. Başarılı olamayacaksa millet onu yine sandıkta alacak.

Yürüyeceğiz: AKP, Ahmet’in, Mehmet’in kişisel çıkarları için kurulmadı. Kurma kararını millet verdi. Hiçbir zümrenin, çıkar çevresinin partisi, iktidarı olmadık. Yola çıkarken tıpkı Âşık Veysel gibi ‘Uzun ince bir yoldayız, gidiyoruz gündüz gece’ dedik. Bu yoldan bizi kimsenin almaya gücü yetmeyecek.

Güneş balçıkla sıvanmaz: Toplumun her kesiminin oyunu alan tek partiyiz. Laik, demokratik, sosyal hukuk devletini kuran Türkiye’nin karakterini ortaya koyan tek partiyiz. Bizim bu yapımızı gölgeleme gayretleri boşunadır. Bunlar tutmaz. Güneş balçıkla sıvanmaz.

Vebalini taşırlar: Demokratik dönüşüme ayak uyduramayanlar, çok görenler olabilir. Biz demok-ratik yürüyüşümüze aynı kararlılıkla heyecanla devam edeceğiz. Herkes millet ve devlet menfaati konusunda sorumluluk bilincine sahip olmak durumundadır. Türkiye’nin demokratik saygınlığına gölge düşürenler, siyasi ve ekonomik istikrarını gözü kapalı tehlikeye atanlar, bunun vebalini de taşıyacaklardır. Bu millet ne badireler atlattı. Demokratik kazanımlar için ne bedeller ödedi. Ekonomik enkazların altından kalkarak bugünlere geldi. Bu millete böyle bir haksızlığı kimse reva göremez. Millet iradesinin karşısına yine millet iradesini kullanan yargı kurumu çıkarılamaz. Millet iradesini hiçe sayarak hukuk tesis edilemez. Bu talihsiz girişimin, hukuki zemininin olmadığı gibi millet vicdanında da hiçbir meşruiyeti yoktur. Milletimizi hiç layık olmadığı halde böyle bir garabetle, ayıpla karşı karşıya bırakanlar, bunun utancını yaşamaktan kurtulamayacaklardır.

Büyük sorumsuzluk: 22 Temmuz’da verdiğiniz temsil yetkisine sonuna kadar sahip çıkacağız. Elde edilen kazanımlarla, güven ve istikrarın zedelenmesine izin vermeyeceğiz. Biz Türkiye’yi Atatürk’ün koyduğu muasır medeniyet hedefine ulaştırmak için gece gündüz çalışalım, birileri çıksın, milletimizin kazanımlarını bir çırpıda heba etsin. Bundan büyük sorumsuzluk olamaz. Türkiye demokrasi yürüyüşünü, ahlak ve özgürlükleri geliştirme yürüyüşünü sürdürecek.

Demokrasi dışı yöntemler: Türkiye’nin kaybedeceği bir siyasetin kazananı olmaz. Kim bu ülkeyi huzursuz ederek, istikrarına gölge düşürmeye çalışarak kendine fayda sağlayacağına inanıyorsa gaflettedir. Demokrasi fikrini içine sindiremeyenlere demokrasi dışı yöntemlere tevessül edenlere asla prim vermeyeceğiz. Artık demokrasi Türkiye’nin ‘Olsa da olur, olmasa da olur’ değil, ‘olmazsa olmazıdır’ Bunu böyle bilin. Bu ülkenin rotasının karanlıklara çevrilmesine asla izin vermeyeceğiz. Güzel günler yakındır, hiç endişe etmeyin.
Gençlik kongresinde ayet
Siirt’ten sonra Batman’a geçen Başbakan Erdoğan, AKP İl Gençlik Kongresi’ne katıldı. Erdoğan burada yaptığı konuşmada sloganlarla sözünün kesilmesi üzerine, “Gerek yok” dedi ve Araf Suresi’nden alıntı yaparak, “Bazı insanlar vardır kulakları vardır duymazlar, gözleri vardır görmezler, dilleri vardır gerçekleri konuşamazlar” diye konuştu. Erdoğan, surenin “İşte onlar hayvanlar gibidir; hatta daha da şaşkındırlar. İşte asıl gafiller onlardır” kısmını okumadı.


Eylemci işçiler coplandı
Erdoğan’ın, Fenerbahçeliliğine vurgu yapmak için ‘Senin için Fenerbahçeli olduk’ pankartının da açıldığı Siirt gezisinde, kulüp başkanı Aziz Yıldırım da vardı.
Siirt’teki kongrede konuşan AKP Kadın Kolları Başkanı Fatma Şahin “Size söz veriyoruz Başbakanım, çocuklarımıza nasıl bakacaksak, davamıza da öyle sahip çıkacağız. Gövdemizi bile bu yola koymaya hazırız” dedi.
Erdoğan, Batman Atatürk Spor Salonu’na giderken, TPAO’dan iki yıl önce işten çıkarılan 100 kadar işçi yolu kesti. “Hakkımızı istiyoruz. Ekmeğimiz için buradayız” diye bağıran işçileri polis cop kullanarak dağıttı


‘Çözüm federal sisteme geçmek’

Mart 11, 2008

'Çözüm federal sisteme geçmek'
Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Kuzey Irak’a yaptığı kara harekâtına DTP’nin protestosu sürüyor. Muş’ta önceki gün basın açıklaması yapan DTP’liler ‘Yeter artık’ anlamına gelen ‘Edi bese’ pankartı açtı.

Şükrü Gülmüş: Talep toprak. Varlığı yok sayılan bir halkın demokrasi talebi olmaz. Recep Maraşlı: Kürtler kabul edilmeli. İbrahim Güçlü: Eşit haklar. Nurettin Yılmaz: DTP’yle diyalog kurulmalı. Haşim Haşimi: Şiddetsiz çözüm

ERTUĞRUL MAVİOĞLU

Yılmaz: Devlet ‘ayrılıkçı’ fobisinden kurtulmalı
Yılmaz: Silahlar susmalı.
Nurettin Yılmaz (Eski Mardin Milletvekili): Lozan görüşmelerinde İsmet Paşa, İngiltere Heyeti Başkanı Lloyd George’un Kürtlerle ilgili yabancı bir devletin himayesinde Doğuda bir Kürt devletinin kurulması ile ilgili önerisine karşılık, “Kürtler yabancı bir devletin himayesinde bir Kürt devletini kabul etmeyecek kadar asil bir millettir” deyişiyle, Kürtlerin asırlardır birlikte oldukları Türk kardeşlerinden ayrılmak istemediklerini kanıtlamıştır. Bugün de Kürtler Türk kardeşlerinden ayrılmayı asla arzu etmezler.
Bu nedenle devletin Kürt ayrılıkçı fobisinden kendini kurtarması gerekir. Tüm yetkililer, ‘Kürt kökenli vatandaşlar’dan övünerek bahsediyorlar ama kabul edilen milyonlarca Kürt halkının rüyalarında bile konuştukları anadilleri olan Kürtçe’nin eğitim dili olarak kabul etmeyerek asimilasyon politikası güdüyor. Ret, inkâr ve asimilasyon politikasına son verilmeli. Kıbrıs ve Kerkük’teki 100-200 bin Türk kardeşlerimiz için savaşan ve tekrar savaşmayı bile göze almış Türkiye, 15 milyondan fazla Kürt vatandaşlarının demokratik hakları için aynı duyguları ve adımları atmaya cesaret etmesi gerek. Türkiye Avrupa Birliği’ne girmekte samimiyse, örneğin 3 uluslu Belçika’da, meclisi ve hükümeti bile olan 500 - 600 bin nüfuslu Germanik halkın sahip oldukları hakları değil, Kürtlerin sadece kimlik ve kültürel hakları talep etmeleri, masum bir hak talebi değil mi?
Barış sürecinin gerçekleşmesi için silahların susması gerekir. Hükümet sivil toplum örgütleriyle yol haritası oluşturmalı. Hükümetin yetkili ağızlardan Kürt sorununun belli bir çözüm arzu ve niyetlerinin samimi bir iradeyle belirtilmesi. DTP ile diyaloğun kurulması. Dağdakilerin topluma kazandırılması için gerekli yasal düzenlemelerin yapılması. Bu isteklerin tümü her vatandaşın devletten haklı olarak istedikleri yasal,demokratik evrensel haklardır. Devletinde vatandaşına lütfettiği bir ikram değil, bir sorumluluk.

* * * * *

Haşimi: Sadece ekonomik önlemler sorunu çözmez
Haşimi: Siyasi af kaçınılmaz.
Haşim Haşimi (Eski Refah Partisi Milletvekili): Yirmi yıl önceki basına bakarsak, bugün birçok insanın söylediği şeyleri o gün de söylediğini görürüz. Demek ki yirmi yıldır papağan gibi aynı şeyleri söyleyip duruyoruz, bir arpa boyu yol almış değiliz. Devletin soruna asayiş gözüyle bakma anlayışı iflas etmiştir. Cumhuriyet’in kurulmasıyla beraber Kürt nüfus çok geniş ve üç ülkeyi kapsadığı için, ‘haklarını verirsek ayrılırlar’ denildi. Şimdi de soruna güvenlik olarak bakılıyor. Gelinen aşamada Ortadoğu’da dengeler değişti. Biz artık Kürt meselesini Türkiye’nin iç dinamikleriyle çözemeyiz. Bütün Ortadoğu’yu düşünmeliyiz. Bu konuda inisiyatif Türkiye’de olursa daha akılcı olur.
Meselenin sadece bir yüzü yok; ekonomik, siyasi, toplumsal vs. yönleri var. Hem Ortadoğu içinde hem Türkiye içinde bir çok güç dengesi var. Sadece ekonomik açılımlarla yetinmek bu sorunu çözmeyecek. Ya da sadece Türkiye içerisinde Kürt meselesini çözüp Irak’taki Kürtlerle gerilime girmek kalıcı bir çözüm getirmeyecek. Onun için acil çözüm lazım, kalıcı çözüm arkasından belki gelir. Acil çözüm olarak, silahları susturacak, etkisini azaltacak tüm düzenlemeler yapılmalı. Siyasi bir af bugün kaçınılmaz hale gelmiştir. Görüyoruz, devlet onca risk ve masrafla operasyon yapıyor. Gerçi bu operasyonların siyasi, psikolojik sonuçları elbette olacaktır. Ama sonuçta Türkiye karşıtı cepheyi de büyütecek. Irak, İran, Suriye’deki Kürtleri karşısına alacak. Bu operasyonların başarıya ulaşabilmesi için af gibi bir düzenleme ile bunun desteklenmesi lazım. Devlet elbet kendini koruyacak. Geçmişte, ’silahlar varken adım atamayız’ denildi. Ama pekâlâ 2002′den sonra çatışma süreci yaşanırken hükümet 2003′ten sonra bir çok açılımları yaptı.
Şiddeti içermediği sürece herkes somut olarak düşüncelerini ortaya koymalı. Sorulması gereken soru bence şu; on yıl, yirmi yıl sonra nasıl bir Türkiye’de yaşamak istiyoruz? Sorunu çözersek ülke nereye gidecek? Bunu düşünebilirsek daha iyi adımlar atabiliriz.

* * * * *

Gülmüş: ’Kürd’ ile ‘istan’ etle tırnak gibi
Gülmüş: Sorunu yaratan Türk.
Şükrü Gülmüş (Nasname editörü): Kime ve neye göre Kürd Sorunu? Kürd ve sorun kavramlarını ele alalım. Dikkat edin artık Kürt yerine Kürd yazıyoruz. Kürd ile Kürt arasındaki bir harf değişimi bile bizce önemli. Çünkü şu küçük farklılıklar bile bize çok pahalıya mal oldu. Sıralayayım isterseniz: Kürt… Kurt… Kart.. Kürt… Türk… Trük.. Krüt… O nedenle Türkçe yazım kurallarına ters de olsa- Kürd dedik. Kürd ile istan; et ve tırnak gibidir.İstan; yer, memleket, toprak, yaşanılan yer anlamındadır. Eğer Kürd var ise; bunun bir ‘istan’ı da olacaktır.
Burdan hareketle; ikinci kavram ile yan yana düşünürsek; Kürd sorunu!.. İşte can alıcı soru ve tarihsel yanlışlık burda. Kürd’ün penceresinden bakınca Kürd’ün bir Türk Sorunu var. Çünkü sorunu yaratan Kürd değil, Türk’tür. Bu haksız, yanlış ve adil olmayan bir durumdur. O nedenle, Kürdistan probleminin çözümü, diyebiliriz.
Kürdlerin talepleri topraksaldır. Siz bakmayın bugünkü politik aktörler ve sorunun çözüm tarafı gibi ortaya çıkanların; dil, federasyon, demokrasi vb istemlerine. Varlığı yok sayılan, ülkesi işgal edilen bir halkın demokrasi talebi olamaz. Bu sorunun çözümü önünde en büyük engel Türk devleti iken, şu anda Öcalan ve KCK’si öne çıktı. Yani Türk devleti kendisinin söylemek istediklerini Öcalan ve partisi üzerinde söyletiyor ve uygulatıyor.
Kürdlerin de dünya halkları ve ulusları gibi kendi toprakları üzerinde bağımsız ve özgür yaşama, kendi kaderlerini kendilerinin tayin etme hakkı vardır. Politik aktörler ve çözümün tarafı olanların kendilerine göre bir strateji ve taktiklerinin olmasını makul görürüm. Bu Federasyon, federal yapı vb. şeyler olabilir. Ama en asgari çözüm için adım Kürdün kabul edilmesi. Bunun da tek teminatı anayasal güvence içine alınmasıdır.

* * * * *

Maraşlı:  Ordunun vesayeti reddedilmeli
Maraşlı:  Sorun iç mesele değil.
Recep Maraşlı (Kürt siyasetçi ve yazar): Sivil çözüm için atılması gereken adımların başında, ordunun politika ve devlet organları üzerindeki vesayetinin reddedilmesi gelir. Siyasi olarak atılacak ilk adım ‘Kürtlerin bir ulus olarak kabulü ve ulusal haklarının tanındığının TC hükümet ve parlamento kararı ile deklare edilmesi’dir.
Kürtlerin özgür ve eşit bir partner olarak tanınması, TC Anayasası, üniter devlet yapısı, ismi, bayrağı, sınırları, siyasi ve hukuksal yapısının tümüyle yeniden ‘müzakere’ edilebilir hale gelmesi demektir. Böyle bir sivil müzakere, yalnız Türk ve Kürt ulusu olarak etnik temelde değil, coğrafyamızdaki tüm halkların, kültür ve dinlerin, toplumun tüm sınıflarının, katmanların katılacağı bir diyalog, ortaya demokratik konsensüs çıkarabilirse işte gerçek ’sivil çözüm’ budur. Sadece silahlar sussun, ama bunun dışında her şey aynı kalsın! Kürtlere hiçbir siyasal statü vaat etmeyen bir ’sivil çözüm!’ zorbalıkla yapılamayanı, güzellikle kabul ettirelim demeye gelir. Kürt sorununun ’sivil çözümü’ konuşulurken, onun Türkiye’nin ‘iç meselesi’değil uluslararası bir sorun olarak idrak edilmesi son derece önemli.

* * * * *

Güçlü: Çözüm federal sisteme geçmek
Güçlü: Konsensüs oluşmalı.
İbrahim Güçlü (Kürt-Der Sözcüsü): Kürt sorunu Kürtlerin Türklerle haklar açısından eşitlenmesi ve siyasal temsil hakkının sağlanması ve federal bir sistemle çözülebilir. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesi, tek ulusa, tek resmi ideolojiye, tek din ve mezhebe, tek sınıfa ve sosyal tabakaya asker-sivil bürokrasiye dayalıdır. Bu paradigma gereği, Kürt ulusunun varlığı inkâr edilmiştir. Kapsamlı bir çözüme ulaşmak için:

  • Kürtlerle Türkleri haklar açısından eşit gören bir toplumsal konsensüsün oluşturulması gerekir.
  • BM Evrensel Beyannamesi’ndeki ‘ulusların kendi kaderini kendilerinin tayin etmesi’ ilkesi ve kolektif haklar konsepti benimsenmeli.
  • Üniter devlet, Kürt ulusunun geleneksel inkâr politikasına son vermeli, anayasada ve genel hukukta Kürtlerin ulus olarak varlıkları kabul edilmeli.
  • Kürtleri de içselleştiren, yeni bir devlet yapılanması gerekir. Bu yeni devlet, uluslar, ideolojiler, sınıflar-toplumsal gruplar, dinler ve mezhepler üstü, federal bir devlet olmalı.
  • Kürt dili eğitim-öğretim dili olmalı. Kürtçe radyo ve televizyonların kurulması, Türklerle eşitliği sağlayacak şekilde düzenlenmelidir.

  • Tümamiral Kadir Sağdıç dan Darbe”ye övgüler

    Mart 9, 2008

     SIRADAKI ………….09-03-2008

    Ses kayitlari düzenli olarak Youtube denen harika siteye yollaniyor. Bunu yapan kisi yada kurum Türkiyenin bagirsaklarini temizlemeyi kendisine görev edinmis. Tabi bu esnada kötü kokularinda etrafi rahatsiz edecegi malumunuz.

    Yinede kolayliklar dileriz bu bagirsak temizleyicilerine

     Kac gun once tekrardan bir dost yine bir ses kaydi yayinladi.Radikal olarak gunluk izlenmemiz rekora kosmakta. Simdi tekrardan bir ses kaydini okuyucularimiza Radikal olarak sunmak isteriz. Evet simdi sirada Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Eğitim ve Öğretim Komutanı Tümamiral Kadir Sağdıç’a ait ses kaydini sitemiz araciligi ile yayinliyoruz. Ilgili link icin tiklayiniz.http://www.youtube.com/watch?v=tKYSVP1Obsc

    Sirada daha büyükleri var. (eski kayitlardan bahsediyoruz)

    Pek yakinda onlarda Youtubeye düsünce okursunuz.Amac Ulkeyi darbeci vede hainlerden korumak ise gerisi moda deyim ile teferruattir.

    Bol sanslar.

    Radikal (Ankara)


    Cumhuriyet Savcisi Salim Demircinin Ses Kaydi.

    Mart 6, 2008

     Youtube den özel hizmet

    Youtube’de Genelkurmay Elektronik Sistemler (GES) Komutanı Tuğgeneral Münir Erten’in ardından yayınlanan ses kayıtlarına Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nda terör ve organize suçlarını soruşturan Cumhuriyet Savcısı Salim Demirci’ye ait ses kaydı da eklendi.

    Bir savcinin kalitesini anlamak icin onun özel yasamina bakmak lazim. Küfürbaz bir savcinin yasa vede ahlakla ne alakasi olabilir?

    Devlet gercekligini yalin bir sekilde itiraflari ile anlatan Cumhuriyet savcisini dikkatlice dinleyin.

    Yorum sizin.

    Iste o meshur link:  

    http://www.youtube.com/watch?v=SllcPCg_St0