Yeniden Kürt milliyetçiliği üzerine
|
| Ahmet Türk, DTP Meclis grubunda konuşuyor. |
-Radikal-
DTP’nin kurucu başkanı Ahmet Türk’ün, Erdoğan’la aynı zihniyet dünyasını özünde paylaşıyor olması, insanı düşündürüyor
AHMET İNSEL
Kürtçenin eğitimi ve kullanımı konusunda kendisine yapılan somut, gerçekçi ve sınırlı önerileri, “bekara karı boşama kolaylığı” olarak değerlendiren bir Başbakanımız var. “Kürt kimliğini” tanıyoruz dedikten sonra, bu tanımanın asgari gereği önüne konduğunda, Lazların, Çerkeslerin ve başkalarının da aynı şeyleri talep edeceği gerekçesiyle, tekçilik üzerine inşa edilmiş milli birlik ve bütünlüğümüzü savunmaktan ötesini tasavvur edemiyor. Başbakanın bu son derece dar ufkunu, tahayyül dünyasını ileride ele almak üzere, şimdilik bir kenara koyalım. Bu zihniyete karşı demokratik muhalefetin sesini parlamentoda temsil etmesini beklediğimiz DTP’nin kurucu başkanı, tecrübeli politikacı Ahmet Türk’ün de, Erdoğan’la aynı zihniyet dünyasını özünde paylaşıyor olması, insanı daha fazla düşündürüyor.
Milliyetçilik girdabı
Ahmet Türk, Tayyip Erdoğan’ın yukarıdaki sözlerini DTP meclis grubunda şöyle yanıtladı: “Ama birileri Türkiye’ye kendi isteğiyle bu topraklara yerleşmiş. Gürcüsü, Arnavutu, Karadenizlisi, Lazı… Bunlar kendisine tanınan hakları kullanmak üzere bu ülkede yaşayan azınlıklardır. Ama 15 milyon Kürt, 4 bin yıldan beri bu coğrafyada yaşayan, bu ülkenin geçmişinden günümüze kadar Türkiye Cumhuriyeti’nin temel taşlarından olan, iki halktan biridir (…) Azınlık hakları, grup hakları ayrıdır. Ama halkların hakları farklıdır”.
Halk tabirinin ortak etnik veya dinsel bir kimliğe sahip topluluklar için kullanılmaya başlanmasıyla sorunu içinden çıkılmaz bir milliyetçilik girdabına sokarız. Türk halkı gibi bir tabirin içerdiği Türk milliyetçiliği vurgusunu, Türk ve Kürt halkları tabiriyle aşmış değil, sadece pekiştirmiş oluruz. Bunu yıllardan beri bir avuç milliyetçilik karşıtı insan dile getirmeye çalışıyor. Spor olsun diye veya bazılarının iddia ettiği gibi, geçmişteki kuyruk acılarının öcünü almak için falan değil, Türkiye toplumunun barış içinde beraberliğine karşı en büyük tehdidin milliyetçiliklerden geldiğini bildikleri için bunu dile getirmeye çalışıyorlar.
“Asli kurucu unsur” olarak tanınma talebi, Türkiye’de Kürt kimliğinin tanınması mücadelesini yürüten çevrelerde, 1990′ların sonunda, Abdullah Öcalan’ın yargılanması sırasında gündeme geldi. O zaman bir parça tartışıldı. Bundan yedi yıl önce Radikal İki’de (2 Temmuz 2000) yayımlanan “Yeni Kürt Milliyetçiliği” başlıklı yazının büyük bir bölümünü, özür dileyerek, bugün burada hatırlatma ihtiyacı duyuyorum.
***
“(…)İçinde HADEP’in de olduğu bir kesimin siyasal perspektifi, Kürtlerin de Cumhuriyet’in aslî kurucu unsuru olduklarının resmen tanınması üzerine inşa ediliyor. Bu değerlendirme, genellikle, önümüzdeki dönemde Kürt sorununun ‘anayasal vatandaşlık’ çerçevesi içinde çözülebileceği iddiasıyla birlikte dile getiriliyor. Ama ‘aslî kurucu unsur’ kavramıyla ‘anayasal vatandaşlık’ kavramının çelişkili olduklarına dikkat edilmiyor.
Herkesin siyasal topluluğun eşit ve ortak üyesi oldukları, etnik veya kültürel çağrışımı olmayan demokratik yurttaşlık anlayışından bakıldığında, bir kesimin anayasal haklar açısından ‘aslî’ konumda olması, aslî olmayan unsurları kaçınılmaz olarak ikinci sınıf vatandaş konumuna itmez mi?
Bugün Kürtlerin bir kesiminin Türkiye Cumhuriyeti’nin aslî kurucu unsuru olarak tanınmaları talebini canlandırmaları, milliyetçi duruşlarının yarattığı ikilemi aşmak için buldukları ara bir çözümdür.
Yakın zamana kadar Kürt milliyetçiliği açısından iki ana çıkış yolu vardı. Birincisi, ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı ilkesini savunup, bağımsız bir devlet kurma talebini de içeren, ayrılıkçı tavrı benimsemek. İkincisi, Kürtlerin bir etnik azınlık olarak tanınmalarını ve Lozan Azınlıkları’na benzer haklara sahip olmalarını talep eden azınlık hakları statüsüydü.
Birinci tavır, ‘güçlü’ olunduğunun hissedildiği sınırlı dönemlerde Kürt hareketi içinde dile getirildi. Bu bağımsızlıkçı tavır, Kürtlerin aslî kurucu unsur olarak tanınması talebine doğal olarak gerek duymuyordu. (…) İkinci tavır, Kürtler arasında hiçbir zaman geniş bir etki yaratmadı. Lozan Azınlıklarının konumuna düşme ‘tehlikesinin’ yanında, bunun ‘apartheid’ benzeri bir ayrımcılığa yol açabileceğinin bilincindeydiler. (…) Ayrılıkçılığı veya azınlık statüsünü savunmayan, ama milliyetçilik hattında siyaset yapmaya devam etmek isteyenler için geriye, ‘Türk konumunu’ Türklerle paylaşmak, yani egemen ulus konumunu talep etmek yolu kalıyordu. Bu yolla, ‘Türk vatandaşı’ kavramının taşıyıcısı olduğu etnik ve siyasal ikili aidiyetin sorunlarını aşmak öngörülüyordu. İki ulusal unsurun birlikte egemenliğini savunarak, Türk milliyetçiliğine cephe almadan, mevzi kazanmak tasarlanıyordu. Bu nedenle bugün Türkiye’de Kürt sorunu için siyasal çözüm önerileri, sol veya muhafazakâr tınılı milliyetçilikler tarafından, Kürtlerin de Türkiye Cumhuriyeti’nin aslî kurucu unsuru oldukları olgusunun tanınması talebi içinde ifade ediliyor. Kürt milliyetçiliğinin yeni çehresini tanımlamak açısından aydınlatıcı olmanın yanında, bu öneri yeni sorunları da beraberinde getiriyor.
Bir yerine iki milliyetçiliğin beraberliğinden oluşan bir siyasal yapı, özgürleşme açısından bir kazanım mıdır? Etnik milliyetçi temelde oluşacak böyle bir birlik yapısının sürdürülür olduğunu varsayalım. Böyle bir birliktelik, ancak bir üçüncüye, bir ‘ötekine’ karşı kenetlenerek varlığını devam ettirecektir. Nitekim, Kürtlerin aslî kurucu unsur olmasını talep eden yaklaşımlar, bu savlarını güçlendirmek için, içinde bulunulan coğrafyada ‘öteki’ unsurlara karşı Türklerin ve Kürtlerin doğal bir ittifak zeminin var olduğunu vurguluyor. Tasarlanan düzende ‘aslî’ sıfatını hak etmeyenler hangi haklara sahip olacaklar? Kurucu olmanın siyasal anlamı sahip olmaktır. Türklerin ve Kütlerin ’sahip oldukları’ bir Türkiye Cumhuriyeti’nde, sahip konumunda olmayanlara düşen yer nedir? Bir yerine iki aslî kurucusu olunca, bu Cumhuriyet rejimi demokratik mi olmuş olacak?
‘Biz de aslî kurucu unsuruz’ formülü içinde ifade edilen çizgi, milliyetçi tavrın açmazlarını gözler önüne seriyor. Egemen milliyetçiliğin sadece konumuna değil, onun söylem biçimine ve hatta ritüellerine de öykünülüyor. (…)
Milliyetçi olmayan bir sol perspektiften değerlendirildiğinde, çoğul kimlikleri içinde yurttaşların özgür birliğini savunurken, bunların etnik veya dinsel cemaatlerin birliği biçiminde siyasal planda kurumlaşmasını desteklemek gerekmez. Tersine, farklı etnik, dinsel ve kültürel kimlikler taşıyan ve Türkiye Cumhuriyeti bünyesinde, beraber yaşamak isteyen insanların ortak üst kimliğini Türkiyelilik oluşturur. Türk devletinin değil, Türkiye Cumhuriyeti’nin yurttaşları, Türk değil, Türkiyelidir. Bunların arasında aslî veya aslî olmayan unsur ayrımı yapılamaz.(…)
Türkiye’de Kürt realitesinin tanınması mücadelesinin demokrasi ve özgürlüklere asıl katkısı, varolan etnik vurgulu ulusal egemenlik sistemi içinde ortak egemen olarak yer alarak değil, bu egemenlik sisteminin köklü biçimde değiştirilmesi mücadelesine katılarak olacaktır. Çünkü Kürt sorunu, aynı zamanda Türk sorunudur.”
***
Ahmet Türk’e kim bu topraklarda en eski sorusunu sormayalım. Ne de “birileri kendi isteğiyle bu topraklara yerleşirken”, başka birilerinin de bu topraklardan zorla kovulduğunu, hatta kadim varlıklarının izlerinin nasıl silindiğini de hatırlatmayalım. Ahmet Türk’ün belki üzerinde fazla düşünmeden, tepki içinde dile getirdiği görüş, yedi yıl önce dikkat çekmeye çalıştığımız tehlikenin ne kadar yakın ve gerçek bir tehlike olduğunu maalesef gösteriyor.
Ocak 21, 2008, 2:15 pm üzerinde
Ahmet Türk,
Soyadına bajmayın Türk değildir.Ama Kürt de değildir,Ermenidir,Yani hırank dinkin familyasındandır.Ama Pkk lidir.Buna özerklik verilirse,Ermenide yaşar değilmi?.915 li yılların intikamını almaya çalışıyorlar ama aslında Ermeniler büyük bir mezalim işlemişlerdi.Çok katliam yaptılar.Benim amcamıda onlar öldürdüler.ben unutmaya çalıştım ama bunlar kanatmaya çalıştılar.Kurtuluş savaşında kiminle savaşmışsak aslında onların kalıntılarının Türkiyede olmamasuı lazım.Boşuna savaşılmadı.
Ocak 21, 2008, 2:21 pm üzerinde
Türkiyede kürt sorunu yoktur,sorun Ahmet Türkün kafasında vardır.İsbat edemez.Kuzey ırakta savaşan rus,alman,fıransız,ermeni vatandaşları vardı.Bunlar yoksa Ahmet türkün teyzesi çocuklarımıydı?.Ben Türkiyede kürt sorunu olmadığını çok iyi biliyorum.o yalan söylüyor.