Korku cumhuriyeti

Ocak 30, 2008

 

Orta Çağ Cumhuriyetine Doğru

Kimi kara çarşaf gelecek diye,
kimi gerdanı görünecek diye korkuyor


Ergenekon’un arşivi

Ocak 29, 2008
 Bir Terör Örgütünün yüzü

Ergenekon'un arşivi
Küçük Kartal Cezaevi’nde.

Türkiye’de karanlıkta kalan pek çok olayda adı anılan Küçük hiç konuşmadı, ama şimdi arşivi polisin elinde. Belgelerin, geçmişin üstündeki karanlığı kaldırıp kaldırmayacağı merak ediliyor

RADİKAL - İSTANBUL - Her zaman karanlık ilişkileri ve sırlarıyla gündeme gelen Veli Küçük’ün arşivi, Ergenekon operasyonunda evinde yapılan aramalarda ele geçirildi. Susurluk skandalından Danıştay saldırısına, Dink’in öldürülmesinden, pek çok faili meçhul cinayete kadar her taşın altından çıkan Veli Küçük, ne çağrıldığı TBMM Susurluk Komisyonu’na gitmiş, ne de hakkında adli soruşturma açılabilmişti. Şimdi içinde devletin gizli belgelerinin de yer aldığı öne sürülen Küçük’ün büyük arşivinin, ‘derin’de kalan birçok olayı aydınlatması ihtimali doğdu.
Ergenekon operasyonunda tutuklanıp Kartal Cezaevi’ne konulan Veli Küçük’ün evindeki ajandalar, CD ve bilgisayar hafızasındaki bilgilere el konuldu. Ayrıca Küçük’ün çok geniş ve içinde devletin gizli belgelerinin de bulunduğu geniş bir arşivine ulaşıldığı öne sürüldü. Gazetelerde yer alan bilgilere göre Veli Küçük, mahkeme sorgusunda evindeki arşivi doğruladı ve bu kadar çok sayıda belgenin elinde bulunmasını ‘meslek hastalığı’ olarak açıkladı. Görev sırasında kendisine değişik yerlerde ulaşan bilgileri dosyalayarak muhafaza ettiğini söyledi. Ancak yine Küçük’ün ifadelerinden anlaşıldığına göre emekli olduktan sonra da kendisine bilgi ve belge akışı devam etti. ‘Gizlilik niteliği’ yüksek olan belgeleri arşivlemediğini söyleyen Küçük’ün kamuoyuna yansıyan ifadelerinden elinde çok önemli belgeler olduğu anlaşılıyor. 2000 yılının ağustosunda Yüksek Askeri Şûra kararıyla emekli edilen Küçük’ün, emekli olduktan sonra düzenlenen belgeleri nasıl elde ettiği konusundaki soruya, “Emekli olduktan sonra da bu şekilde gelen bilgilere yer verdim. Beni sevenler bu tür bilgi ve belge akışını bana sağlar” yanıtını verdiği iddia edildi.

Ergenekon’un orijinali
Resmi evrakta ‘Ergenekon terör örgütü’ olarak isimlendirilen oluşumun bir manifestosu olduğu belirtiliyor. Ergenekon ve Lobi olarak tanımlanan bazı belgelerde de örgütün yapılanması ve darbe ortamını nasıl hazırlayacağı ayrıntılı olarak anlatılıyor. Küçük’ün evinde bu belgelerin orjinaline ulaşılmış olması, örgütlenme içinde önemli bir rolü olduğunu ortaya koyuyor.

Ramazan Akyürek’le ilgili dosya
Küçük’ün arşivinde önceden Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek’le ilgili dosya çıktı. Mahkemedeki ifadesinde Küçük, Ramazan Akyürek’in gizli sicil bilgilerini içeren dosyanın kendisine mektupla geldiğini söylediği öne sürüldü. Dink cinayetinden sonra adı ihmallerle anılan Ramazan Akyürek’e ait dosyanın içeriği daha önce Aydınlık dergisinde yayımlanmıştı.

Adil Serdar Saçan’ın belgeleri
Küçük’ün elinde bir dönem kamuoyunda ses getiren operasyonlara imza
atan eski Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürü Adil Serdar Saçan’la ilgili de evraklar bulunduğu öne sürüldü.
Saçan’ın operasyonlarından biri mafya lideri Sedat Peker’e yönelikti. Televizyon programlarına çıkan Sedat Peker, Adil Serdar Saçan’ı ağır bir şekilde suçlamıştı.
Saçar daha sonra Sedat Peker ve adamlarıyla çıkar ilişkisine girdiği gerekçesiyle görevinden uzaklaştırılmıştı. Veli Küçük, Sedat Peker’in internet sitesinin açılışına katılınca ilişkileri açığa çıkmıştı. Ortaya çıkan son bilgiler Sedat Peker ve Veli Küçük’ün yakın ilişkide olduğunu gözler önüne seriyor.
Eski tarihlere dayandığı öne sürülen Veli Küçük’ün arşivinde geçmişte aydınlatılamamış pek çok sorunun yanıtı olabileceği belirtiliyor. Bunlardan bazıları: Susurluk skandalı, Danıştay saldırısı, Cem Ersever cinayeti, ölüm üçgenindeki cinayetler, Dink cinayeti.


Türkiye’nin % 80”i Kürt”

Ocak 27, 2008
 İlk defa doğru bir tespit !
CHP Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt, Türkiye nüfusuyla ilgili şok iddiada bulundu.

27 Ocak 2008 10:00


CHP Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt, Van’da katıldığı parti il kongresinde Türkiye’nin yüzde 80′nin Kürt olduğunu iddia ederek, bölge insanının kendi kültürünü yaşamasına, ana lisanını konuşmasına, ana lisanında eğitim almasına ve yayın yapılmasına büyük önem verdiklerini söyledi.

Ardahan Milletvekili Ögüt, CHP lideri Deniz Baykal’ın kamuoyunda Kürt açılımı olarak değerlendirilen konuşmasının yeni olmadığını savunarak, Baykal’ın 1989 yılında verdiği anayasa teklifi verdiğini kaydetti.

Türkiye’ye AB’nin dayatması olmadığı dönemde Baykal’ın eşit davranmak için her toplumun kendi ana lisanı ile konuşması ve ana lisanın asimilasyon edilmemesi için eğitim ve öğrenim görmesi, türkü söylemesi, yayın yapması kanun teklifi düzenlendiğini anlatan Öğüt, “Şimdi Türk açılımı ve Kürt açılımı değil. Sayın Baykal 1989 yılında bunu söylemiştir. Bugün de diyor ki Kuzey Irak’taki gençler gelip Türkiye’de okusunlar ve 15 yıl sonra bizim elçimiz olsunlar. Bir kere Kürt halkı ile terörü ayırt etmek lazım. Terörden hepimizin canı yanmıştır.” dedi.

Terörü besleyen ülkeyi bölmek isteyen Ermeni Asala lobilerinin olduğunu savunan Öğüt, bunların ülkeyi bölmek istediğini söyledi.

Öğüt, şunları kaydetti: “Evet ben iddia ediyorum Türkiye’de yaşayan nüfusun yüzde 80′nin Kürt’tür. Kız alıp kız vermişiz. Her tarafta akraba olan insanlar vardır. Ben niye Antalya’yı İstanbul’u ve İzmir’i bir başkasına bırakayım. Türkiye’nin her tarafı benimdir. Bu toprakları toplum olarak biz vatan yaptık. Bizim ecdadımızın kanıyla oldu.”

Konuşmasında AK Parti ve Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’e yüklenen Öğüt, Van’ın büyük bir kesiminin AK Parti’ye oy vermesine rağmen, hiç bir hizmet almadığını savundu.

CİHAN
haber3.com dan alıntı.


Ergenekon adliyede yattı

Ocak 27, 2008

Ergenekon adliyede yattı
Arasında Küçük’ün de bulunduğu zanlıların savcılık sorgusu dün sabah 05.00′te bitti. İstanbul Adliyesi’nin önündeki polisler gece boyu mesai yaptı.

İstanbul Adliyesi önceki gece ayaktaydı. Savcılık sorgusu 05.00′te bitti

RADİKAL - İSTANBUL - Ümraniye’deki bir gecekonduda bulunan el bombalarıyla ilgili resmi kayıtlarına göre ‘Ergenekon terör örgütüne’ yönelik operasyonda gözaltına alınanlar uzun bir adliye sürecinden geçti. Önceki gün polisteki sorguları tamamlandıktan sonra adliyeye sevk edilenlerden dokuzu dün sabat saat 05.00 sıralarına kadar savcıda sorgulandı. Hâkim sorgusunun sabah saatlerinde başlaması beklenirken, mahkemeye çıkmaları da akşam 17.00′yi buldu. Emekli Tümgeneral Veli Küçük, gazeteci Güler Kömürcü, emekli kurbay albay Fikri Karadağ, Ortodoks Patrikhanesi Basın Sözcüsü Sevgi Erenerol ve avukat Kemal Kerençsiz’in de aralarında olduğu zanlılar geceyi adliyenin nezarethanesinde geçirdi. Soruşturmada dün yeni gözaltılar da oldu.

Önce dokuzu serbest bırakıldı
Ümraniye’de bir gecekonduda ele geçirilen patlayıcılarla ilgili soruşturmayı genişleten İstanbul Cumhuriyet Savcılığı’nın talimatıyla büyük operasyon 22 Ocak’ta gerçekleştirildi. Çok gizli yürütülen operasyonda eski Küçük, Kerinçsiz, Kömürcü, Erenerol, Karadağ’ın da aralarında olduğu 33 zanlı sabah 03.00′te düzenlenen baskınla evlerinden gözaltına alındı. Daha sonra farklı illerden getirilenlerle bu sayı 36′e çıktı. Şüphelilerden çarşamba ve perşembe günleri dokuzu emniyet ve savcılıktan serbest bırakıldı.

Emniyet’ten adliyeye
Gözaltı süresi dört gündü. Bu süre dün sabah 06.00 sıralarında sona eriyordu. Dolayısıyla gözaltında kalanlar saate kadar adliyeye sevk edilecekti. Sevk işlemi cuma sabah 08.30′da başladı. İlk etapta 15 zanlı adliyeye götürüldü. Ardından da emniyetteki işlemleri bitirilenler gruplar halinde ‘terör ve organize suçlara’ bakmakla yetkili Beşiktaş’taki İstanbul Adliyesi’ne gönderildi. Son olarak Veli Küçük’le Kemal Kerinçsiz’in de aralarında bulunduğu grup önceki gece 23.30 sıralarında adliyeye sevk edildi.

Fuat Turgut bırakıldı
Cuma günü adliyeye gönderilenlerden gazeteci Hrant Dink suikastının azmettiricisi olmakla suçlanan Yasin Hayal’in avukatı Fuat Turgut ve ‘Drej Ali’ olarak tanınan Ali Yasak’ın da aralarında olduğu 13′ü akşam 19.00′dan itibaren serbest bırakıldı.

İkisi eski asker beş tutuklama
İlk tutuklama haberiyse cuma günü yine saat 19.00 sıralarında geldi. Danıştay saldırısından beri adı gündemde olan emekli binbaşı Zekeriya Öztürk, Türk Ceza Kanunu’nun 313. maddesine göre ‘Halkı Türkiye Cumhuriyeti hükümetine karşı silahlı isyana tahrik’ten tutuklandı. Zanlılardan Kahraman Şahin, eski uzman çavuş Muhammed Yüce, Erol Ölmez ve Erkut Ersoy’un tutuklama haberleri de yine gece yarısına doğru geldi. Bu zanlıların da ‘örgüt üyeliği ve halkı isyana tahrik’ suçlarından tutuklandığı belirtildi.

10 saatlik sorgu
Bu arada Küçük, Kömürcü, Erenerol, Karadağ ve Kerinçsiz’inde içinde bulunduğu dokuz zanlının savcılık sorguları sabah 05.00 sıralarına kadar sürdü. Savcılık ifade almak işlemeni tamamladıktan sonra dokuz kişiyi tutuklanmaları istemiyle mahkemeye sevk etti. Avukat Kemal Kerinsiz’in savcılık sorgusunun yaklaşık 10 saat sürdüğü belirtildi. Zanlıların dün sabah saatlerinden itibaren mahkemeye çıkarılacağı bekleniyordu ancak mahkeme aşaması akşam 17.00 sıralarında başlayabildi. Gün boyunca gazeteciler ve zanlı avukatları adliyedeki bekleyişini sürdürdü.


İlk tutuklama isyana tahrikten

Ocak 26, 2008
 Radikalden Ergenekona yeni isim: Devlet Terör Örgütü

İlk tutuklama isyana tahrikten
Adliyeye getirilirken, “Tayyip’i sevmemek suç oluyor” diyen avukat Fuat Turgut serbest barıkıldı. Zekeriya Öztürk (yanda) tutuklandı. FOTOĞRAF: OZAN GÜZELCE

Darbe ortamı hazırlamaya çalışmakla suçlanan Ergenekon terör örgütüne yönelik soruşturmada emekli Binbaşı Zekeriya Öztürk ‘Halkı isyana tahrik’ten tutuklandı

İSMAİL SAYMAZ

İSTANBUL - Ümraniye’deki bir gecekonduda bulunan el bombalarıyla ilgili resmi kayıtlara göre ‘Ergenekon terör örgütüne’ yönelik operasyonda gözaltına alınan emekli binbaşı Zekeriya Öztürk dün sevk edildiği mahkemede tutuklandı. Öztürk’ün tutuklanma gerekçesi, örgütün darbe hazırlıkları içinde olduğu iddiasını destekler nitelikteydi: “Halkı Türkiye Cumhuriyeti hükümetine karşı silahlı isyana tahrik.” Gazetemiz basıldığı sırada adliyeye sevk edilenlerden 11 kişinin mahkeme sorgusu sürüyordu.
Dört gündür Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’nde sorgulanan şüpheliler için dün mahkeme aşamasına geçildi. Şüpheliler dün sabah 08.30′dan itibaren yoğun güvenlik önlemleri altında Beşiktaş’taki ‘terör ve organize suçlara bakmakla yetkili’ İstanbul Adliyesi’ne sevk edildi.
Kerinçsiz ayrı kapıdan
Avukat Kemal Kerinçsiz, adliyeye savcı ve hâkimlerin giriş yaptığı kapıdan alınırken, diğer kişiler ön kapıdan adliyeye sokuldu. Zanlılara kelepçe takılmadı. Gazetecilerin görüntü alması engellendi.
Zanlıların durumuyla ilgili ilk haber akşam 19.00 sıralarında geldi. Emekli binbaşı Zekeriya Öztürk, ‘Halkı Türkiye Cumhuriyeti hükümetine karşı silahlı isyana tahrik etmek’ suçundan tutuklandı. Öztürk’ün adı Danıştay saldırısında geçmiş, Ümraniye soruşturmasında da gözaltına alınıp serbest bırakılmıştı.

Hayal’in avukatı serbest
Hayal’in avukatı Fuat Turgut’sa tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.
‘T Zanlılardan Murat Özkan da savcılıktan serbest bırakıldı. Soruşturma kapsamında önceki gün beş kişi serbest bırakılmıştı.

Gece boyu sorgu
Gazetemiz yayına hazırlanırken savcılık sorguları tamamlanan 11 zanlıyı mahkemeye sevk etmişti. Gün içinde en büyük çelişki emekli Tümgeneral Veli Küçük’ün nerede olduğu konusunda yaşandı. Küçük’ün adliyeye sevk edilip edilemediği netleştirilemedi. Şüpheli avukatları gözaltı süresinin dolması nedeniyle emniyetteki tüm zanlıların sabah saatlerine kadar adliyeye getirilebileceğini söyledi. Operasyon kapsamında bugüne kadar 38 kişi gözaltına alınmıştı.


Bak kızlık zarımı diktirdim!..

Ocak 26, 2008
 Hadi Hayırlı Olsun !!
Sadece İstanbul’da binlerce kadın “kızlık zarı diktiriyor”. Bir çoğunda amaç “eşine sürpriz” yapmak!

26 Ocak 2008 17:36


Sadece İstanbul’da bunun için hastaneye koşan binden fazla bayan var bazıları ise eşine sürpriz için diktiriyor.

Kapalısı açığı, eğitimlisi eğitimsizi binlerce genç kız, kızlık zarının tamiri için hekimlerin kapısını çalıyor. Doç. Dr. İbrahim Aşkar, ‘Kesin olmamakla birlikte sadece İstanbul’da her yıl binden fazla kızlık zarı dikiliyor’ dedi.

Kızlık zarı ülkemizde halen tabu olmayı sürdürürken; bu yüzden cinayetler işleniyor, genç bedenler toprağa veriliyor.

Latince adı ‘hymen’ olan kızlık zarı, Yunan mitolojisinde ‘Evlilik tanrısı’nın ismidir. Ülkemizde kızlık zarının bozulmamış olması, kadının bekareti yani bir erkekle cinsellik yaşamadığının sembolüdür. Bu yüzden bekaret adeta tabulaştırılmıştır. Ancak bekarete yüklenen önem, bazı durumlarda kadınların hayatının bile önüne geçer. İsteyerek ya da istemeden cinsel deneyim yaşayan körpecik bedenler, namus, töre uğruna canından olur. Aslında bozulan kızlık zarı değil, ahlakımızdır…

DURUM GERÇEKTEN VAHİM!

10 yıl Diyarbakır’da hizmet veren ve Dicle Üniversitesi Plastik Cerrahi Bölümü’nü kuran Doç. Dr. İbrahim Aşkar kızlık zarı konusunda önemli açıklamalarda bulundu. Toplumun hemen her kesiminden genç kızların kızlık zarı onarımı için kapısını çaldığını söyleyen Doç. Dr. Aşkar, “Bu sadece benimle sınırlı bir şey değil. Bütün kadın doğum uzmanlarına ve plastik cerrahlara gidildiği düşünülecek olursa olayın büyüklüğü çok daha iyi anlaşılır” dedi. “Nişantaşı’ndan ve Etiler’den onarım için başvuranlar olduğu gibi İstanbul’un varoş semtlerinden de gelenler oluyor” diye konuşan Doç. Dr. İbrahim Aşkar, zar onarımı isteyen genç kızların kesin sayısını vermenin zor olduğunu belirtti. Doç. Dr. Aşkar, bu konuda şunları söyledi: “Kızlık zarı dikimlerinin çoğunluğu gizli tutuluyor. Bir kere İstanbul’da plastik cerrah sayısı 100′ün üzerinde. Bunlardan 10 tanesi zar onarımı yapsa ve her birinin 5′er tane yaptığını düşünün. Bu arada kadın doğumcuları da unutmamak lazım. Yine İstanbul’da en az 500 tane de kadın doğumcu var. Bu doğrultuda sadece İstanbul’da yılda en az 1000 genç kızın kızlık zarı onarımı yaptırdığını söyleyebiliriz.”

AYDA 10 HASTA BAŞVURUYOR

Genç kızların daha çok kendilerine internet yoluyla ulaştığını anlatan Doç. Dr. İbrahim Aşkar, açıklamalarını şöyle sürdürdü: “Ortalama her gün net internet üzerinden bu konuda 1 kişiye en az danışmanlık yapıyoruz. Konu hakkında bilgi alıyorlar. Bu son derece ciddi bir rakam. Sadece bize değil birçok kişiye bu şekilde ulaşılabiliyor. Bu bana ulaşan rakam. Ama kullanamayanlar kendi bildikleri yöntemlerle tanıdık tavsiyesiyle gidip kızlık zarı onarımı yaptırıyor. Ayda ortalama 10 hasta kızlık zarı diktirmek amacıyla bize başvuruyor. Sadece birkaç tanesine biz işlem yapıyoruz. Kendilerine yapılacak işlemleri anlatıyoruz. Bu işlemlerde şehir mesafesi önemli. Sonuçta hepsi İstanbul’dan gelmiyor. Bazıları geldiklerinde kalacak zamanları olmuyor. Bu yüzden de vazgeçebiliyorlar.

İKİ TİP DİKİM İŞLEMİ VAR

Kızlık zarı dikim işlemi iki tiptir. Birisi halk arasında yaygın olarak bilinen şekliyle hemen ilişkiye girmeden birkaç gün önceden yapılan, diğeri zarar görmüş zar parçalarını tutturup dikerek yaptığımız işlem. İkinci işlem birkaç ay, birkaç yıl dayanabiliyor. Burada amaç zarın mümkün olduğu kadar orjinale yakın olması. Hal böyle olunca en küçük zorlamayla, hareketle yırtılabiliyor. Müdahaleden sonraki 7 gün hastadan hareket etmemesini istiyoruz. Şehir dışından gelen kişi herhangi bir yakınının yanında kaldığında bunu izah edemiyor. Çünkü tanıdıklarına bunu anlatması mümkün değil. ‘Niye kalkmıyorsun, yaran yok’ veya ‘Ne ameliyatı oldun sen?’ diye soruluyor. Genç kız bunu izah edemediği için İstanbul dışından kolay kolay gelemiyor.

ELBETTE ETİK DEĞİL

Ancak bu hafta sonu kızlık zarını diktirmek için gelecek ayın 10′una bir hastamız randevu aldı. Uzun süreli dikim istiyor. Aslında insanlar bu olayı bir tatil programını planlar gibi planlıyor. Etik olmadığı konusunda ben de hemfikirim. Yalnız şu var ki; ‘ben Ayşe’nin Fatma’nın kızlık zarını diktim’ diye açıklamak da etik değil. Doğal olarak hasta mahremiyetini koruyarak gelen hastaya müdahale yapıyoruz. Etik olmamasının en önemli nedeni; Türkiye’deki tabuların anormalliği. Benim şahsi fikrim, kesinlikle bir kızın ya da kadının sadakati kızlık zarının yırtılmasıyla ölçülecek bir şey değil.

SADAKAT BUNUNLA ÖLÇÜLMEZ

Eğer insanın beyninde bir şey varsa, bunu istediği zaman istediği ortamda yapabilir. Sadece kızlık zarıyla kadının sadakati ölçülemez. Bunun dışında sapık şeyler yapan bir sürü insan da var. Bana göre gereksiz, abuk subuk bir şey bu. Ayrıca gelen hastaya da bunu anlatıyorum. ‘Boşu boşuna psikolojinin bozulmasının anlamı yok’ diyorum, ‘kafana takma’ diyorum ama genelde şartlanmış olarak geliyorlar. Bu şartlarda yapıyoruz operasyonu. ‘Aman gel, mutlaka yapalım’ diye bir yaklaşım yok. Bu ahlaki değil, etik değil, insani hiç değil.

Takvim

www.haber3.com dan alıntı


İşte Ergenekon

Ocak 25, 2008

İsimleri Susurluk’tan Danıştay baskını ve 301 eylemlerine kadar hep birlikte geçen kişilerin ilişkisi incelendiğinde Ergenekon’un iyi bir fotoğrafı çıkıyor

RADİKAL -

Glock tabancalarla suikast bombalarla darbe ortamı
Ergenekon soruşturmasında basına yansıyan iddialara göre örgüt Kürt kökenli işadamları, siyasiler, üst düzey bürokratlar ve ünlü isimlere suikast düzenleyecek, bombalı eylemler yapacaktı. Oluşacak kaos ortamı darbeye zemin hazırlayacaktı

İSTANBUL - Ulusalcı cephenin tanınmış isimleri gözaltında tutulurken, yayın yasağı olmasına karşın gazeteler, kimi unsurları birbiriyle çelişse de çeşitli iddialar ortaya attı. İddialara göre, Nobel ödüllü yazar Orhan Pamuk’u öldürmek için çete için Glock bir tabanca ve 2 milyon YTL aranıyordu. Çete ünlü isimlere suikastlar yaparak Türkiye’yi darbe ortamına sürüklemek istiyordu. Darbenin planlanan tarihiyse 2009′du. Ankara’da Sıhhıye Otoparkı’nda bulunan 700 kiloluk patlayıcı dolu minibüs çeteye aitti. Çete panik yaratmak için üç bombalı minibüsün İstanbul’da dolaştığı iddialarını yaymıştı. Henüz doğrulanmamış bu iddialar, çetenin ne kadar derin olduğunu gösteriyor.

Pamuk ve 2 milyon YTL
Hürriyet gazetesi, polisin teknik takibine göre örgütün Nobel ödüllü yazar Orhan Pamuk’a suikast için 2 milyon YTL’lik kaynak aradığını yazdı. Milliyet gazetesi benzer iddialarda bulunurken Hürriyet’ten farklı olarak çetenin Glock marka silah ve tetikçiyi bulduğunu, tetikçiye verilecek 2 milyon YTL’yi de temin ettiklerini yazdı.

Darbe hazırlığı
Yenişafak gazetesi, çetenin darbe hazırlıkları yaptığını öne sürdü ve önemli iddialar haberleştirildi: “Örgüt, bombalı eylemler ve suikastlarla ülkeyi kaosa sürükleyerek askeri darbe için ortam hazırlamayı planlıyordu. Örgütün, Kürt kökenli işadamları, siyasiler, üst düzey bürokratlar ve ünlü isimlere suikast düzenleyeceği, bombalı eylemlerle kaos ortamı yaratarak 2009′da askeri darbeye zemin hazırlamayı planladığı belirlendi. Ankara’da bir otoparkta ele geçirilen 700 kilo TNT yüklü minibüsün de Ergenekon çetesi tarafından suikastlar için hazırlandığı anlaşıldı. İstanbul’da geçtiğimiz hafta polisi alarma geçiren üç bomba yüklü araç ihbarı ile Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın güzergahında bombalı araç bulunduğu iddiaları da örgüt işiydi. Muzaffer Tekin, patlayıcılarla ilgili olarak sayfalar dolusu bilgi verdi ve diğer zanlılarla olan ilişkilerini tek tek anlattı.”

Suçu PKK’ya attılar
Sabah gazetesinde “Gözdağı vermek için Sıhhiye’de çokkatlı otoparka ‘patlayıcı madde yüklü’ araç bırakıldı, endişeyi körükleyen ‘Üç bomba yüklü minibüs dolaşıyor’ dedikodusu yayıldı, Diyarbakır’da kendi adamları Vatansever Kuvvetler Güçbirliği Hareketi Başkanı’na silahlı saldırı düzenleyip PKK saldırdı dediler. Gözaltına alınan bir kişinin otomobilindeki belgelerde şifreler yer aldı. Örgüt hedefteki kişileri, ‘tavşan’, tetikçileri ise ‘çiftçi’ olarak şifrelemiş. Bu kişinin üzerinde yedi kroki çıktı” denildi.

Yeni suikast iddiası
Gazetelerdeki bir diğer iddiaya göre Fethullah Gülen’e yakın emekli bir albay hedefteydi. Pendik’te 10 Ocak 2007 günü ruhsatsız tabanca ve 81 mermi ile yakalanarak gözaltına alınan Kuvayi Milliye Derneği Başkan Yardımcısı Murat Çağlar’ın, Gülen cemaati ile ilişkisi olduğunu düşündükleri emekli bir albayı öldürmek istediği iddia edildi.

Hablemitoğlu bağlantısı
Bir iddiaysa 19 Aralık 2002′de öldürülen ve faili meçhul kalan doçent Necip Hablemitoğlu’yla ilgiliydi. İddiaya göre İbrahim Çiftçi isimli bir kişi savcılığa giderek Necip Hablemitoğlu cinayetini işlediğini belirtti. Ancak savcılık Çiftçi’yi inandırıcı bulmadı. İzmir Alsancak semtinde kafe işleten İbrahim Çiftçi’nin işyerine 2006 Ekim ayında iki el bombası atıldı ve Çiftçi öldü. Çiftçi’nin cenazesine Susurluk sanıklarından Sami Hoştan, Yaşar Aktürk ve Necdet Ulucan gibi isimler katıldı.


Susurluk’tan Ümraniye’ye Ergenekon terör örgütü

  • Polisin ‘Ergenekon terör örgütü’ olarak kayıt altına aldığı oluşumdaki isimler Susurluk’tan Danıştay saldırısına, Hrant Dink’in öldürülmesinden 301′den yargılanan kimi yazarların tehdit edilmesine kadar birçok olayda boy gösterdi
  • ‘Vatansever’, ‘ulusal’, ‘milli’ gibi adlarla örgütlenen irili ufaklı birçok yapının bileşimi olan Ergenekon’un son operasyonla büyük yara aldığı düşünülüyor. Ancak ortaya çıkan ilişkiler yumağına karşın eksiklik olduğuna inananlar da var

    Muzaffer Tekin
    1984′te ordudan atılma eski bir yüzbaşı. Danıştay tetikçisi Alparslan Arslan ile saldırı öncesinde 15 kez telefonla görüştüğü saptandı. Danıştay baskınından sonra kaçarak emekli astsubay Mahmut Öztürk’ün evinde saklandı. İntihara teşebbüs etti. JİTEM’in kurucularından Ahmet Cem Ersever, TSK’dan şeref madalyası sahibi olan Tekin’in sınıf arkadaşı. Susurluk hükümlüsü Korkut Eken ile görüşüyor. TİT kurucusu Semih Günaltay’ın yanı sıra, Vatansever Kuvvetler Güç Birliği ve Türk Mukavemet Teşkilatı ile bağları olduğu biliniyor. Susurluk’un önde gelen isimlerinden İbrahim Şahin ve Veli Küçük’le çekilmiş fotoğrafları bulundu. Tekin’e yardım eden ve Kıbrıs’ta kumarhane çatışmasında ölen Musa Çakmak da Şahin’in eski koruması. Geçen haziran ayından beri tutuklu.

    Veli Küçük
    Emekli Tuğgeneral. Susurluk skandalına adı karışan en üst rütbeli komutandı. Abdullah Çatlı ve ‘Yeşil’ kod adlı Mahmut Yıldırım ile ilişkisi saptandı.Küçük’ün adı milliyetçi ‘Kızıl Elma’ koalisyonunun organizasyonu ile tekrar duyuldu. Güneydoğu bölgesinde yüzlerce faili meçhul cinayetin faili olarak anılan JİTEM’in kurucusu. Danıştay Baskını sonrasında gözaltına alınıp bırakılan, ardından Ümraniye’de bir gecekonduda yakalanan bombalarla ilgili operasyon nedeniyle tutuklanan Muzaffer Tekin’le doğrudan ilişkisi var. Hrant Dink cinayetinden sonra Orhan Dink, Küçük’ün, kardeşini tehdit ettiğini ileri sürdü. Küçük, şu an ortaya çıkan veriler dikkate alınırsa Ergenekon’un en önemli ismi. Gözaltında.

    Ergün Poyraz
    Ulusalcı cephede yer alan yazar. Verdiği ifadeler, Fethullah Gülen ve Başbakan Tayyip Erdoğan hakkındaki soruşturmalarda etkili oldu. Oktay Yıldırım’la arkadaşlığı var. Geçen temmuzdan beri tutuklu.

    Oktay Yıldırım
    Ordudan malulen emekli edildi. Muzaffer Tekin’in çok yakın arkadaşı. ‘Kuvvai Milliye’ Derneği’nin İstanbul il başkanlığını yaptı. Cumhuriyet gazetesine bomba atılması ve Danıştay saldırısından dolayı tutuklu.

    Ümit Oğuztan
    Postmodern darbe olarak anılan 28 Şubat döneminde ünlü travesti Sisi
    ile birlikte Ali Kalkancı’nın eşi Emire Kalkancı’yı televizyonlara çıkmaya ikna etmişti. Ümit Oğuztan’ın o günlerde yazdığı yazılarla postmodern darbe ortamının hazırlanmasında etkili olduğu iddia ediliyor.
    Oğuztan şu an gözaltında.

    Bekir Öztürk
    www.kuvayimilliye.net sitesideki yazılarla bir süre avukat Kemal Kerinçsiz’in sesi oldu. Kerinçsiz ile yollarını ayırıp aynı adla dernek kurdu. Genel başkanı olduğu derneğin İstanbul şubesinin başında Oktay Yıldırım vardı. Tutuklu.

    Zekeriya Öztürk
    Muzaffer Tekin Danıştay baskını nedeniyle aranırken yanındaydı. Tekin o günlerde emekli astsubay Mahmut Öztürk’ün villasında saklanmıştı. O dönem sorgulandıktan sonra serbest bırakıldı. Gözaltında.

    Taner Ünal
    VKGB’nin başkanı olan Taner Ünal’ın Muzaffer Tekin ile ilişkisi sabit. Danıştay baskını sonrasında gözaltına alındı ve serbest bırakıldı. Daha sonra Ümraniye bombalarıyla ilgili gözaltına alınarak tutuklandı.

    Kemal Kerinçsiz
    Bir grup ülkücü avukatla birlikte kurduğu Büyük Hukukçular Birliği Genel Başkanı olarak Elif Şafak, Orhan Pamuk, Perihan Mağden, Hrant Dink gibi isimler hakkında başlattığı kampanyalarla adını duyurdu. Geçen yıl yapılması planlanan Ermeni Konferansı’nın iptali için de dava açtı. Perihan Mağden hakkındaki davanın duruşmasına zanlılardan Zekeriya Öztürk’le birlikte geldi. Çok sayıda ‘ulusalcı’ eyleme Veli Küçük, Muzaffer Tekin gibi isimlerle birlikte katıldı. Muzaffer Tekin’in de avukatlığını yapıyordu. Gözaltında.

    Fuat Turgut
    Kemal Kerinçsiz gibi ‘milliyetçi’ suçluların avukatlığını yaptı. Adını Hrant Dink suikastinin azmettiricisi olduğu iddiasıyla yargılanan Yasin Hayal’in savunarak duyurdu. ‘Yüksekova Çetesi’nin de avukatıydı. Gözaltında.

    Sevgi Erenerol
    Türk Ortodoks Patrikhanesi’nin basın sözcülüğü görevini yürütüyor. Avukat Kemal Kerinçsiz’le birlikte 301 davalarında, emekli tuğgeneral Veli Küçük’le birlikte de ulusalcı toplantılarda boy gösterdi. Gözaltında.

    Fikri Karadağ
    Muzaffer Tekin’in devre arkadaşı. Danıştay saldırısından sonra Vatansever Kuvvetler Güçbirliği’nden ayrıldı. Emekli Kurmay Albay olan Karadağ, Kuvvai Milliye Derneği’ni kurdu. ‘Ölme-öldürme’ yeminiyle tanındı. Gözaltında.

    Hüseyin Görüm
    Fikri Karadağ’ın kurduğu İstanbul merkezli Kuvayi Milliye derneğinin ikinci adamı. Örgüt elemanlarının nikâhlarını milli bir törene dönüştüren fotoğraflarla basına yansımıştı. Gözaltında.

    Alparslan Arslan
    Danıştay’a yönelik saldırının ve Cumhuriyet gazetesinin bombalanmasının asli faili. Avukatlık stajını Sedat Peker’in avukatının yanında yaptı. Muzaffer Tekin ve Veli Küçük ile ilişkisi tespit edildi. Arslan’ın aracında yapılan aramada, Ercan Cin adına düzenlenmiş VKGB kartviziti çıktı. Cin “Benim kartvizitim binlerce kişide var” dedi. Cumhuriyet gazetesinin bombalanmasını barmen Tekin Irşi ile birlikte yaptığı tespit edildi. Arslan’ın TİT’in kurucusu Günaltay ile de ilişkisi olduğu iddia edildi. Tutuklu.

    Fikret Emek
    Emekli Binbaşı Fikret Emek, Eskişehir’de yakalandı. Muzaffer Tekin tarafından ismi verildiği iddia edilen Emek’in Ankara’daki evi ile Eskişehir’deki iki ayrı adrese düzenlenen baskında polis bir cephaneliğe ulaştı. Tutuklu.

    Semih Günaltay
    Akın Birdal suikastı ve Türk İntikam Tugayı’nı kurmaktan hapse mahkûm oldu. Danıştay tetikçisi Alparslan Arslan’la yaptığı telefon görüşmesi saptandı. Kitaplarını Türk Solu dergisi bastı. Serbest.

    Sedat Peker
    Kelebek operasyonunda tutuklandı. Drej Ali ile uzun yıllardır tanışıyor. Caner Yiğit’i Veli Küçük’e koruma olarak tahsis ettiği iddia ediliyor. Peker’in www.öztürkler.com adlı internet sitesinin açılışına Küçük de katılmıştı. Gözaltında.

    Güler Kömürcü
    Akşam Gazetesi yazarı. Elinde devlet sırrı niteliğindeki çok sayıda belge bulunduğu ortaya çıktı. Telefonu dinlemeye takılan Kömürcü’nün Sedat Peker ile son derece samimi olduğu belirlenmişti. Gözaltında.

    Sami Hoştan
    Drej Ali gibi Susurluk davasının tanınmış ismi. Davada dört yıl hapisle cezalandırıldı. Veli Küçük ile doğrudan ilişkisi olduğu öne sürülüyor. Ergenekon çetesine lojistik destek verdiği belirtiliyor. Gözaltında.

    Ali Yasak
    ‘Drej Ali’ olarak biliniyor. Adı 2. MİT raporunda Tansu Çiller-Mehmet Ağar tarafından kurulan örgütle anıldı. Sedat Peker, Sami Hoştan’la çetenin yeraltı bağlantılarını sürdürdüğü üzerinde duruluyor. Gözaltında.


  • Belgeleriyle adam kayırmacılığın Genelkurmaycası

    Ocak 24, 2008

    Taraf durmadan kansızların damarına basmaya devam ediyor

    yasa_1.jpgGeçen 30 Ağustos’ta bir albayın generalliğe terfisi, devreleri ve albayı yakından tanıyan TSK mensupları tarafından hayretle karşılandı. Çünkü, normal şartlarda Hv. Alb Mustafa İlhan’ın değil generalliğe terfisi, meslekten ihracı ve hapiste olması gerekiyordu. İlhan’ın en yakın akrabalarının DHKP-C ve PKK bağlantılarını ve meslekte büyük suç kabul edilen izinsiz yurt dışına çıkışlarını bilmeyen yoktu. Bunların ötesinde, İlhan’ın görev yaptığı dönemde, komuta zafiyetleri sebebiyle birliğinin başına gelenler pişmiş tavuğun başına gelmemişti. Bütün bunları herkes kadar bilen Korgeneral Hasan Memişoğlu’nun adam kayırması, kifayetsiz Albay Mustafa’yı, Tuğgeneral İlhan yapıverdi.

    Teamüllere aykırı olarak, Albay İlhan’ın generalliğe terfisi geçen yılın YAŞ toplantısı öncesinde kesinleşmişti. Memişoğlu, YAŞ kararlarının önceden bilemeneyeceği gerçeğini ve gizliliğini hiçe sayarak İlhan’ın generalliğini çok önceden tebrik etmekten kaçınmadı. Halbuki İlhan hakkındaki bütün bilgiler Korg. Memişoğlu’nun bilgisi dahilindeydi.

    Ekteki belgelerden de görüleceği üzere, İlhan’ın yakın akrabalarının DHKP-C ve DEVSOL bağlantıları devletin resmi kayıtları ile ortadaydı. DHKP-C’nin bölge sorumlusu militan Baldızı Meltem Özdemir, ev adresi olarak Mustafa İlhan’ın evini gösterecek kadar yakın buluyordu eniştesini kendi görüş ve düşüncelerine.

    İlhan’ın eşinin kuzeni Ceyla Türkmen ise aktif bir PKK militanıydı. Yılmaz’ın terörist başı Öcalan’ın İmralı’daki kötü şartlardaki tutukluluğunu protesto etmek için açlık grevine katılanlardan biri olduğunun resmi kayıtları Korg. Memişoğlu’nun masasındaydı.

    Generalliğinden önce 20 kez yurtdışına çıkan Alb. İlhan’ın bazı çıkışları resmi ve izinli olmasına rağmen bazı çıkışları da kanunsuz ve izinsizdi. Aşağıda sizin de göreceğiniz İlhan’ın 2002, 2003 ve 2004’teki izinsiz yurt dışı çıkışlarının listesi de Korg. Memişoğlu’nun elindeydi ancak paşamız her iki bilgiyi de sümen altı yaptı. Paşa görevinin gereği olan kritik personel hakkındaki bilgileri üst makamlara aktarma vazifesini ihmal etmekte beis görmedi.

    Giriş Çıkış Listesi

    Korg. Memişoğlu’nun saklayabileceği bilgiler yanında saklayamayacağı bilgiler de vardı. İlhan’ın albaylığının son yıllarında görev yaptığı Konya 3. Ana Jet Üs Komutanlığı, tarihininin hiç bir döneminde böylesine kötü idare edilmemişti. Ekteki resim ve haberlerden görüleceği üzere, bu dönemde 5 adet F-16 uçağı düştü ya da kırıma uğradı ve tam 17 rütbeli kazalar sonunda şehit oldu. Bu uçakların maddi değeri bir yana yetiştirilmesi ülkemizin yıllarını alan uzman havacıların kaybı hiç bir şekilde telafi edilemez.

    İlhan’ın saklı akraba bağlantıları bu kaza ve kırımlar ve bunların sebep olduğu şehit ve yaralıların tesadüf olamayacağı yönünde ciddi ipuçları taşıyor. İlhan’ın izinsiz yurtdışı çıkışlarında kimlerle temas kurduğu hala büyük bir soru işareti. Zira kimsenin İlhan’a “nereye ve neden gittin kimlerle görüştün?” diye sorduğu soracağı yok.

    TSK bünyesindeki varlığı zarardan başka hiç bir kelime ile tarif edilemeyen Mustafa İlhan, Korg. Memişoğlu’na sırtını dayayarak geçen 30 Ağustos’ta generalliğine kavuştu. Memlekete hayırlı olsun! Normal şartlar altında bu sicile sahip bir subayın değil albaylığa üsteğmenliğe kadar gelmesi dahi mucize sayılırdı.

    Bu ibret verici olay, TSK mensuplarına generalliğe götüren yolları göstermesi açısından iyi bir örnek sayılamaz. Bu terfide asıl suçlunun İlhan mı yoksa Memişoğlu mu olduğu kararını herhalde “köklü özeleştiri geleneğine sahip” Genelkurmay’dan birileri verecektir.

    EK 1: Albay Mustafa İlhan’ın Kırşehir DEV-SOL militanı olan baldızı Meltem Özdemir (Türkmen)’in Kırşehir’de yasadışı THKP/C ve DEV-SOL örgütleri adına sorumluluk üstlenerek (lise ve denge okullar sorumlusu) faaliyetlerde bulunduğunu gösterir belgedir.

    EK 2: Albay Mustafa İlhan’ın Kırşehir DEV-SOL militanı olan baldızı Meltem Özdemir (Türkmen)’in bir ifadesinde kardeşiyle evli Albay Mustafa İlhan’ın adresini okul idaresine verdiğini gösterir belgedir.

    EK 3: Albay Mustafa İlhan’ın karısının PKK militanı olan amcasının kızı Ceyla Türkmen’in kırsalda faaliyet gösterdiğini, örgüt komitesinde görev aldığını ve örgütleme gibi eylemleri anlatır ifade tutanağıdır.

    EK 4: Albay Mustafa İlhan’ın karısının PKK militanı olan amcasının kızı Ceyla Türkmen’in cezaevlerindeki uygulamaları protesto etmek amacıyla süresiz açlık grevine katılan grup içerisinde yer aldığını gösterir dilekçe ve greve katılan örgüt mensuplarını gösteren belgelerdir.

    EK 5: Albay Mustafa İlhan’ın karısının PKK militanı olan amcasının kızı Ceyla Türkmen’in terörist başı Abdullah Öcalan’ın İmralı Cezaevindeki tutukluluk şartlarını protesto etmek ve sözde tecridin kaldırılması için açlık grevine katıldığını gösterir militan arkadaşlarıyla birlikte imzalayıp Cezaevi müdürlüğüne sundukları dilekçedir.

    EK 6: Albay Mustafa İlhan’ın karısının PKK militanı olan amcasının kızı Ceyla Türkmen’in terörist başı Abdullah Öcalan’ın İmralı Cezaevindeki tutukluluk şartlarını protesto etmek için hastane, revir ve doktora çıkmama kararı aldıklarının gösterir militan arkadaşlarıyla birlikte imzalayıp Cezaevi müdürlüğüne sundukları dilekçedir.

    1ucaka.jpg

    2ucaka.jpg

    pilotyarali1.jpg


    Darbeci Ergenekon

    Ocak 24, 2008
    İsmet Berkanİsmet Berkan

    İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın aylardır yürüttüğü Ergenekon terör örgütü soruşturmasında yeni bir aşamaya daha gelindi. Önceki gün sabaha karşı evlerinden alınan 34 kişiyle birlikte halen tutuklu olan 20′ye yakın isimle soruşturma sürüyor.
    Soruşturmanın gizliliği esas. Bir süreden beri zaten temel hukuk kuralı olmanın yanında yasa kuralı da olan ve hafif sayılamayacak cezalara bağlanmış olan bu konuyu savcılıklar mahkeme kararlarıyla da hatırlatıyorlar. O yüzden, soruşturmanın gizliliği ilkesini ihlal etmemeye çalışarak bazı bilgileri paylaşmak istiyorum.
    Kanlı Danıştay saldırısının hemen ardından, o günlerde tesadüfen Başbakan Vekilliği yapan bugünün Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e Milli İstihbarat Teşkilatı ve Emniyet Genel Müdürlüğü birer brifing veriyorlar.
    Bu brifinglerde iki kurum birbirinden habersiz olarak birbirine çok yakın bilgiler veriyor Gül’e. Hatta Emniyet, Gül’ün önüne bir çeşit şema koyuyor. Brifingden aylar sonra Gül, bir sohbet sırasında, o sıralar yürütülmekte olan ve bugünkü soruşturmanın da başlangıcını oluşturan Ümraniye baskınını örnek vererek, ‘Hep o şemadaki isimler ve örgütlenmeler. Polis giderek daha fazla delile ulaşıyor’ demişti.
    Peki o şema neydi?
    Şema, kendilerine ‘Ulusalcı’ veya Radikal’in taktığı isimle ‘Kızıl Elma Koalisyonu’ adını veren grupları anlatıyordu. Bu gruplar, özellikle Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarından sonra pıtrak gibi ortaya çıkmaya başlamış, siyasi cephede Avrupa Birliği ve Amerika karşıtı bir söyleme radikal Kemalist söylemi eklemleyerek ciddi bir örgütlenme içine girmişlerdi.
    Kendilerine ’sivil toplum örgütü’ diyorlardı ama sivil toplum örgütü olmanın ötesine geçecek türde işlere de girişiyorlardı. Silah üzerine yemin etmeler, hücre tarzı örgütlenme, militanlaşma gibi olgular, grupların yasadışı işlere tevessül etme eğilimini sergiliyordu.
    Kamuoyunda ‘milliyetçi kabarma’ diye algılanan şey gerçekte salt milliyetçilik değil, milliyetçi söylemi kullanarak iktidardaki hükümeti ‘gayrı milli’ ilan etme ve bu anlayışın yerleşmesiyle birlikte onların kanlı da olabilecek bir yolla devrilmesini meşru gösterme girişimiydi.
    27 Mayıs’a giden yol böyle açılmıştı, aynı film tekrar edilmek isteniyordu.
    Bu yolun açılması için provokasyonlara ve provokatörlere ihtiyaç vardı. Polisin değerlendirmesine göre Danıştay baskını ve Cumhuriyet gazetesine atılan bombalar bu amaca hizmet için yapılmıştı. Daha ilk gün teşhis konmuştu yani. Nitekim daha sonra Danıştay’a silahlı saldırıyı düzenleyip planlayanlarla Cumhuriyet’e bomba atanların aynı insanlar olduğu ortaya çıktı.
    Şimdi yürütülen soruşturma, esasen bu ‘provokatör’ ekibe yönelik. Onların silahlı-bombalı örgütlenmesini çökertmeye yönelik.
    Ama bir de şemanın en tepesi var. Özellikle 2003 sonu-2004 başında ‘Sarı Kız’ adıyla darbe planları yapanlar, bu plan işin başındaki kimi isimlerin son dakikada cayması yüzünden işlemeyince kendi başına oturup ‘Ayışığı’ ve ‘Yakamoz’ adlı planlar hazırlayanlar şemanın en tepesinde. Ama onları delillendirmek ve yargının önüne çıkarmak kolay değil.
    Savcılığın soruşturmasının o denli derin olup olmadığını ise zaten bilmiyoruz.
    İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın soruşturması, siyasi tarihimizin en önemli soruşturmalarından ve sonunda açacağı dava da en önemli davalardan biri olmaya aday.


    Ergenekon’un beş lideri

    Ocak 24, 2008

    Bizim iyi çocuklarımız

    Radikal Türkiye

    Ergenekon'un beş lideri
    Operasyon kapsamında Türk Silahlı Kuvvetleri kökenli Muzaffer Tekin, Oktay Yıldırım, Fikret Emek, Mahmut Öztürk tutuklu; Veli Küçük, Fikri Karadağ, Zekeriya Öztürk ve Muhammet Yüce iki gündür gözaltında tutuluyor.

    ‘Derin devlet’ operasyonunda gözler, adı geçmişte kontrgerilla dosyalarında gündeme gelen Ergenekon örgütünde. Örgütün tepesindeki beş kişi ‘komutan’ unvanını kullanıyor. Zanlılardan sekizi eski asker

    RADİKAL - İSTANBUL - Ümraniye’de bulunan el bombalarıyla ilgili soruşturmada ortaya çıkan örgütlenme ‘derin devlet’ tartışmalarını tekrar gündeme getirdi. ‘Ergenekon’ olarak bilinen bu örgütlenmeyle ilgili birçok iddia bulunuyor. Asker içindeki bu örgütlenmenin sivil ayağını eski asker ve istihbaratçıların yönlendirdiği belirtiliyor. Soruşturma çerçevesinde asker kökenli Muzaffer Tekin, Oktay Yıldırım, Fikret Emek, Mahmut Öztürk gibi kişilerin tutuklanması, Veli Küçük, Fikri Karadağ, Zekeriye Öztürk ve Muhammet Yüce’nin gözaltına alınması operasyonun ‘Ergenokan’a karşı yapıldığı savlarını güçlendiriyor. Baskınlarda ele geçirilen belgeler toplumdaki unsurları örgütlemek için beş sivil yöneticinin bulunduğunu gösteriyor.

    Ülkücü kökenli kişiler
    Ergenekon ile ilgili ilk ciddi araştırmayı Can Dündar ile Celal Kazdağlı, aynı adı taşıyan kitaplarında ortaya koydu. Kitapta Alparslan Türkeş, Abdullah Çatlı, Haluk Kırcı, Korkut Eken’in yanı sıra birçok ülkücü kökenli kişinin mekanizmada yer aldığı iddia edildi. Ergenekon’la ilgili basında çıkan bazı bilgiler şöyle:
    Ergenekon’daki kişilerin, Türkiye’deki mevcut rejimin gerçek hâmisi olduğuna yürekten inandığı belirtiliyor. ‘İç düşmanları’ pasifize etmek, hatta ortadan kaldırmak için yapmayacağı ve yapamayacağı hiçbir faaliyet olmadığı kaydediliyor. Oluşumdakiler Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkmaya çalışanlarla savaştığına inanıyor. Suikastları kaçınılmaz görüyor. Entelektüellere önem veriyor. Medyayı, sivil toplum kuruluşlarını (STK) kullanmanın önemine vurgu yapıyor. Naylon terör grupları ile naylon şirketlerin kurulması gerektiğini düşünüyor. Taşeron mafya yapılanmaları örgütün içinde yer bulabiliyor. Ergenekon’un, kendi örgütüne bağlı holdingler, bankalar ve medya kuruluşları kurup ideolojiye uygun ekonomi ve politik dengeleri sağlayabilmesi öngörülüyor.

    Dört komutanlık var
    Örgütün başkana doğrudan bağlı olan dört daire komutanlığı ile iki sivil başkanlıktan oluştuğu iddia ediliyor. ‘Lobi’ adı verilen sivil unsurların örgütlenmesini sağlayan oluşumla ilişkileri bu iki sivil sağlıyor. Toplam altı ünitenin komutan ve başkanlarının bir asistanı, bir de bölüm uzmanından oluşan iki yardımcısı olması gerekiyor. Örgütteki yönetim şöyle: Ergenekon Başkanlığı, Daire Komutanlığı, Analiz ve Değerlendirme Dairesi Komutanlığı, Operasyon Dairesi Komutanlığı, Finansman Daire Başkanlığı (sivil), İçi Araştırma Dairesi Komutanlığı, Teori Tasarım ve Planlama Dairesi Başkanlığı (sivil).

    Eski askerler ve istihbaratçılar
    Eski ve emekli askerlerle istihbaratçılar örgütün bel kemiğini oluşturuyor. Örgütte gençlerden seçilmiş yeteneklerin yanında, profesyonellerden de yararlanılması öngörülüyor. Özellikle toplumun her kesiminden insanla temasta olan doktor, avukat ve psikologlar tercih ediliyor.

    ‘Lobi’de beş sivil yönetici
    İlk Ümraniye operasyonunda bulunan belgeler sivil unsurların mensup olduğu örgüt içi bir örgütten söz ediliyor. ‘Lobi’ adlı bu yapılanmayı örgütün üyeliğine atanmış beş sivil yönetici tarafından yönlendiriliyor. Beş sivil yönetici personelin Ergenekon’la temasını atanmış iki personel sağlıyor. Departman başkanları beş yönetici tarafından seçiliyor ve yönlendiriliyor. ‘Lobi’nin kuruluş gerekçesiyse şöyle gösteriliyor:
    “Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde faaliyet gösteren ‘Ergenekon’a bağlı olarak, ’sivil unsurların’ örgütlenmesi zorunluluğu kaçınılmaz bir gerçektir. Bu gerçekten hareketle hazırlanan ve ‘Lobi’ adı verilen bu ‘gizli örgütsel’ çalışmanın amaçları doğrultusunda şimdiye değin faaliyet gösterilmemiş olması, bize göre büyük bir talihsizliktir. Ayrıca, Türkiye’de faaliyet gösteren yabancı sivil toplum örgütleri, önlerinde ilk kez bir sivil kontr hareketin direncini bulacaktır. Karşılaşacakları bu sivil direnç, etkinliklerini sıfır noktasına çekecektir. Yetişkin ve yetişmekte olan gençlik, özüne uygun platformlarda kendisini ifade edebilecektir. Lobinin faaliyetleri, siyasi otorite grupları ile dış kaynaklı, işbirlikçi, sözde sivil toplum örgütlerinin bölücü ve yıkıcı girişimlerini etkisiz kılacaktır. Lobi’nin kontra direnci ile karşılaşan siyasi otorite grupları, doğal olarak Kemalist sivil ‘lobi’ ile işbirliğine yönelme zorunluluğu duyacaklardır.”

    Kitlesel eylemleri yönlendirmek
    ‘Lobi’nin faaliyetleriyle daha kolay ve sağlıklı istihbarat toplanabileceği ve değerlendirme yapılabileceği düşünülüyor. ‘Lobi’nin bir başka amacıysa şöyle anlatılıyor: “İşlevini tamamlamış çeşitli işçi sendikalarının, sivil toplum örgütlerinden etkilenmeleri sağlanarak, mevcut sendikaların tepkisel ve kitlesel eylemlerinin, endirekt metotlarla yönlendirilmesi sağlanacak. Faaliyete geçirilmesi planlanan Lobi, ticari şirketler aracılığı ile ekonomik güç kazanmalı, kuracağı vakıfla da ekonomik gücünü artırma çalışmalarına yönelmeli.”
    ‘Lobi’nin organizasyon planı şöyle sıralanıyor: Merkez Araştırma-Bilgi Toplama, Analiz ve Değerlendirme Finans-Ticaret, Kültür- Bilim Teori-Senaryo İletişim- Propaganda Hukuk, Uluslararası İlişkiler.